Berzah denilen kabir âlemlerine göçtükten sonra, hayattaki gibi manevi tasarrufu devam eden dört büyük zât vardır. Bunlar; Abdülkadir-i Geylâni, Hayati-i Harrani, Mâruf-u Kerhi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri.

Manevi tasarruf meselesinin doğruluğunu teyit bakımından Bediüzzaman şu meseleyi nakletmektedir. “Mevlâna Halid-i Bağdadi Hindistan’dan tarik-i Nakşiyi getirdiği vakit, Bağdat dairesi, Şah-ı Geylâni’nin ba’del-memat, hayatta olduğu gibi tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın mânen tasarrufu cây-ı kabul göremedi. Şah-ı Nakşibent’le İmam-ı Rabbâni’nin ruhaniyetleri Bağdad’a gelip Şah-ı Geylâni’nin ziyaretine giderek rica etmişler ki: ‘Mevlâna Halit senin evlâdındır kabul et.’ Ondan sonra Mevlâna Halit birden parlamış. Bu vakıa ehl-i keşifçe vâki ve meşhut olmuştur. O hadise-i ruhaniyeyi o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bazısı da rüya ile görmüşler.” (S.Tasdik-i gaybi s.17)

Evet, bu zamanın ehl-i dünyasının aklına sığmasa bile, ehl-i iman nokta-i nazarında gayet mâkul ve münasip olan böyle ruhani olaylar gösteriyor ki, vefatından sonra tıpkı hayattaki gibi manevi tasarruf, bazı özel fertler için geçerli ve inkârı mümkün olmayan bir hakikattir. İşte, Bediüzzaman Hazretleri, o mümtaz şahsiyetlerin en sonda gelenidir. Ve mânevi tasarrufu kıyamete kadar devam edecektir.

Zaten, kendini bilen bir kısım hakiki şeyhlerin, kendinden sonra bir vekil bırakmaması, bu hakikatin bir göstergesidir. Zira, Risale-i Nur dairesi, on iki hak tarikati içine almakta ve bütün İslâmî cereyanları kucaklamaktadır. Bu mânâyı tey’iden Bediüzzaman şu açıklamayı yapmaktadır: “Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatlerini düşünüp ‘Zaman tarikat zamanı değil, bid’alar mani oluyor.’ dedim. Fakat, şimdi Sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikatin hülâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli, kendi tarikati dairesi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikatin en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olamıyor. Onun için, onlar tam sarsılmaz, hakiki Nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bid’atlara ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerektir.” Emirdağ Lâhikası s.297)

Evet, İslâm dini nâmına manevi tasarruf Bediüzzaman’ın elindedir. Her kim olursa olsun, onun telif ettiği Kur’an tefsirlerinden âzâmi ölçüde istifade etmeli ve bundan çekinmemelidir. Nur dairesi, iç içe daireler gibidir. Her ehl-i imana o dairede yer vardır. O dairenin dışında kalan, dinsizlerden başkası değildir. Risale-i Nur’un sâdık talebesi olmak ise, başlı başına değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YoTube-Sami Cebeci videoları)