İnsanlık âlemi şu dünya misafirhanesinde var olduğundan beri, iman-inkâr, itaat-isyan, adalet ve zulüm gibi birbirine zıt hakikatler hep olagelmiş , bazen bahar ve yaz mevsimi gibi saadetli dönemler, bazen de kara kış gibi fırtınalı ve zahmetli devirler yaşanmıştır.

İslâm dininin ilk yıllarında iman ve inkâr mücadelesi o kadar şiddetli olmuş ki, sırf Allah’a iman etti diye Mekke müşrikleri tarafından üç yıl bir mahallede müminler muhasara altına alınmışlar, akıl ve hayale gelmedik zulüm ve işkenceleri onlara reva görmüşlerdir.

Ekseriyeti birbirinin hısım ve akrabası olan aynı şehrin insanlarının, güçlü olan tarafın zayıfı ezmesi, işkenceler altında inleyen, ızdırap çekenlere en küçük bir şefkat ve merhamet duygusunu göstermemesi, feryatlara sağır gibi kulaklarını tıkaması, küfrün şiddetinin bir göstergesidir.

Ancak, imandan kaynaklanan bir sebat ve metanetle, her türlü zulme sabırla mukabele eden ve hak bildiği dinini ısrarla tebliğ ederek ilan eden ve nefsinde ihlâsla yaşayan sahabeler sonunda galip gelerek, zorla çıkarıldıkları Mekke’yi fethetmişler ve tevhid bayrağını hem Mekke’nin en yüksek burçlarına, hem de kalplerin derinliklerine bir daha inmemek üzere tespit etmişlerdir.

Putperstliğin her çeşidi ortadan kaldırılmış, taştan tunçtan veya odundan yapılmış taptıkları heykellerinin tamamı yok edilmiş, ibadet ve tapınma sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a has kılınmıştır.

Asr-ı Saadet yıllarından son asrımıza kadar iman ve inkâr mücadelesi hiç bitmedi. Ahirzamanda ise, en şiddetli dönemlerinden biri gerçekleşti. Fen ve felsefeden gelen dehşetli bir dalâlet cereyanı ile imanlar zedelenmeye, kalpler manen öldürülmeye çalışıldı. İnkâr cereyanları en son silahlarını, imanın esaslarını tahrip etmek için kullandı. Bütün semavi dinlere savaş ilan edildi.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)