1400 sene evvel cahiliye dönemini kapatarak, geldiği zamanı bir Saadet Asrına çeviren İslâm dini, müşrik bir kavmi tek Allah inancına döndüren Sahabeler topluluğu meydana getirdi. O Sahabeler ki, Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimize (asm) “Anam babam Sana feda olsun Ya Resülullah!” diyerek, iman ve İslâm yolunda her şeylerini feda edip, hatta yerlerini ve yurtlarını bile bu uğurda terk ederek cihana meydan okudular, her türlü meşakkat ve sıkıntılara atlandılar fakat sonunda İslâm dinini çok geniş bir dünya coğrafyasında hâkim kılmaya muvaffak oldular.

Külli fazilette en büyük evliyaların bile ulaşamayacakları büyük bir makama sahip olan o büyük insanların, şahsî fazilet ve keramet gibi şeyleri düşünmeye bile vakitleri yoktu. Onların bütün hedefi, Allah’ın rızası dairesinde iman ve İslâm hakikatlerine hizmet etmek ve toplum fertlerinin birer birer imanlarını kurtarmaktı. Bu, fertten topluma giden bir ıslahat hareketiydi. Herkes bir kişinin imanını kurtarmayı, kâinatın en büyük hadisesi olarak görüyordu. Çünkü, Peygamber Efendimizden (asm), “Bir kişinin hidayetine vesile olmak, güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.” müjdesini ders almışlardı. Bundan dolayı, yapılan gayretli iman hizmeti sayesinde, nice müşrikler kurtuldu ve Sahabe-i Kiram safına katıldı.

Aradan on dört asır gibi uzun bir zaman geçti ve âhirzamana gelindi. Fen ve felsefeden gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik cereyanlarıyla imanlar zedelendi ve kalpler yaralandı. Gelenekten gelen bir inanç kültürü ve taklit mertebesindeki imanlar, Allah’ın emir ve yasaklarını yaşamaya kâfi gelmemeye başladı. Kırk kişiden ancak bir kaç kişinin kazanarak, diğerlerinin kaybederek âhiret âlemine göçtüğü bir döneme girildi.

Deccal ve Süfyan komitelerinin çıkardığı fitnelerin her tarafı sardığı ve dinsizlik fikirlerinin dünyayı kasıp kavurduğu böyle bir devirde, telif ettiği Risale-i Nur tefsirleriyle Bediüzzaman Hazretleri manevi cihad meydanına  atıldı. Etrafında zamanla muazzam bir topluluk meydana geldi. Bediüzzaman’ın “Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zamanıdır.” fikrine mazhar olan bu fedailer kadrosu, tıpkı Sahabeler zamanında olduğu gibi kendilerini milletin iman selâmetine adadılar. Hem kendilerinin imanlarını kuvvetlendirmek, hem de milletin imanını muhafaza etmek onların asıl hedefi oldu. Devlet mefhumu ve siyaset işleri ile meşgul bile olmadılar. Evrad, ezkâr, Kur’an ve Risale-i Nur okumalarını ihmal etmeyen bu gayretli insanlar, şahsî keramet ve kemalât gibi özel meseleleri düşünmeye bile vakit bulmadılar. Çünkü o gibi şeyler, imanı taklit mertebesinde bulunan ve tahkik mertebesinde olmayanları ve bazen zayıf olanları teşvik etmek için verilirdi. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)