İnsanların çok büyük bir çoğunluğu bilmese yahut bilip de unutmuş gibi görünse de, hangimizin ameli daha daha güzel olacak diye denenmek için hepimiz imtihandan geçiriliyoruz. Eşimiz, çocuklarımız, hısım, akraba ve komşularımız, malımız, mülkümüz, makam, mevki ve servetimiz, hülâsa nelere sahip görünüyorsak her şeyimizle imtihan ediliyoruz.

İnsanoğlu, kendi gayret ve çalışmasının sonucu olarak mal ve servet sahibi olduğunu zanneder. Verenin Allah olduğunu bilmediği için nimete nankörlük eder. Zenginliği ile meşhur ve Kur’an-ı Kerim’de adı geçen Karun adındaki şahıs da “Ben kendi ilmimle kazandım.” demişti. Allah onu malı ve mülküyle birlikte yerin dibine geçirince, ona imrenerek bakıp onun yerinde olmak isteyenler “Şu işe bakın! Gerçekten Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltırmış! Eğer bize lüfetmemiş olsaydı bizi de yerin dibine batırırdı.” (Kasas Suresi: 76- 83) demek durumunda kaldılar.

Bahsi geçen ayetlerde anlatılan Karun kıssası, insanlar için ibretlerle doludur. Âl-i İmran Suresi 26. ayette “De ki: Ey mülkün hakiki sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü çeker alırsın.” fermanına göre, insanların zahiri gayret ve çalışmalarının sonucu mülk ve serveti veren Allah, onunla kullarını imtihan eder. Sonra, zahiri sebepleri vesile ederek verdiği malı elinden çeker alır, onunla imtihan eder.

Allah verdiğinde emre itaat ve şükrünü, geri aldığında da sabır ve tevekkülünü dener. Nice işveren ve fabrika sahibi olan kişilerin evini geçindirmek için simit satmak durumunda kaldıkları ve haberlere konu oldukları bilinen bir gerçektir.

Allah’tan ne istenirse hayırlı olanı istemek lâzımdır. Çünkü hakkımızda neyin hayırlı olup olmadığını biz bilemeyiz. Asr-ı Saadette Salebe adında bir zat vardı. Allah Resulünün (asm) bereket duasıyla bir çok sahabenin zengin olup Allah yolunda harcadığını görünce Resülullah’a (asm) geldi ve “Ya Resülullah!  Bana da dua et, ben de zengin olayım ve Allah yolunda harcayayım.” dedi. Peygamber Efendimiz (asm) “Ya Salebe! Senin bu halin senin için daha hayırlıdır, sen sabret.” diye ikaz etti. “Mescit Kuşu” namı verilen ve beş vakit Resülullahın(asm) arkasında namaz kılan bu kişi, farklı zamanlarda bu talebini tekrarladı. Dördüncü müracaatında, Allah Resulü (asm) ona bereketle dua etti.  Malı ve sürüleri çoğalmaya başladığında önce vakit namazlarına, sonra Cuma namazlarına da gelemeyince Peygamber Efendimiz (asm) onun nerede olduğunu sordu. “Ya Resülullah! O kadar çok koyun ve deve sürüleri var ki, onları şu vadide otlatmak ile meşgul.” dediler. “Yazık oldu Salebe’ye!” buyurdu. Zekât ayeti nazil olunca, ona gönderilen zekât memurunu kovdu ve “Ben kendi çabamla bu sürüleri elde ettim. Sizin istediğiniz haraçtır.” dedi.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)