Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’e (asm), mukaddes kitapların en sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında ve Kadir Gecesinde indirilmeye başlandığını biliyoruz. Bu itibarla Ramazan, Kur’an ayı oluyor.

Bu hakikate binaen, onun nüzulünü güzelce karşılamak için, nefsin süfli ihtiyaçlarından, malâyani, boş ve faydasız şeylerden sıyrılarak, yeme içmeyi terk edip, bir nevi melekler vaziyetine girmek lâzımdır. Bu vaziyetteyken Kur’an-ı Kerim’i taze nazil oluyor gibi okumak ve dinlemek, hatta Peygamber Efendimizden (asm) ya da Hazret-i Cebrail’den (as) yahut bizzat Cenab-ı Haktan dinliyor gibi kudsi bir hal içinde olmak, Ramazan ayının mü’minlere kazandırdığı, bu fâni dünyanın bâki hazineleridir.

Üç aylar boyunca ve özellikle Ramazan ayı içinde ruhani bir vaziyete bürünen İslâm âlemi, milyonlarca hafızlar tarafından okunan hatm-i şerifler ve mukabelelerle, Ramazan’ın Kur’an ayı olduğunu gösteriyor.

Şöyle bir vaziyetten mazereti olmaksızın orucu terk ederek, yemek içmekle umum halka muhalefet etmek, ne kadar çirkin ve içinde bulunduğu toplumun manevi nefretini celb etmeye sebep olduğunu, zerre kadar aklı ve insafı olan her insan idrak eder ve anlar. Allah bu anlayış ve şuurluluğu herkese nasip etsin, amin.

(Not: Bu münasebetle, milletimizin ve bütün İslâm âleminin Ramazanlarını tebrik eder, hayırlar getirmesini ve her türlü musibetlerden kurtulmamıza vesile olmasını niyaz ederim.)