2011 yılı sonbaharı çok hareketli geçiyordu. 18 Kasım’da gittiğim Kahraman Maraş ve Gazi Antep ziyaretinden bir hafta sonra, 26 Kasım 2011 tarihinde Ege’nin incisi İzmir’e bir davet üzerine gitmem gerekiyordu.
Biletim İnternet üzerinden alınmış ve hazırdı. Sadece biniş kartını alacaktım. Ankara Hava Alanındaki memureye kimlik kartını verdim. Ekrana baktı ve “Maalesef uçak dolmuş.”dedi. Çok şaşırmıştım. “Ama biz İnternet üzerinden paramızı verip biletimizi aldık.” dedim. “Beyefendi! İstisnasız bütün şirketler fazladan bilet satıyor. Önceden chek-in yapanlar veya erken gelenler biniş kartını alıp uçağa biniyor, geri kalan bir kaç kişi de maalesef mağdur oluyor. Şu anda siz o konumdasınız.” dedi.
Böyle olumsuz bir olayla ilk defa karşılaşıyordum. “Hanımefendi! Benim mutlaka İzmir’e gitmem lâzım. Oradan da Ödemiş’e geçeceğim. Zira bu akşam programım var. Bir çözüm bulsanız iyi olur.” dedim. “Bu uçak zaten kalkmak üzere. Ya aktarmalı olarak İstanbul üzerinden gideceksiniz yahut akşam yedi uçağını tercih edeceksiniz. Başka çare yok.” dedi. Bunda da mutlaka bir hayır vardır diyerek, saat on beşteki İstanbul aktarmalı uçağı tercih ettim.
Vakit bir hayli daralmıştı. Vazifeli bayan bir müddet uğraştıktan sonra elinde üç biletle geldi. Biri İstanbul için, diğeri İzmir için, üçüncüsü de yolcuyu mağdur ettiklerinden, bir yıl içinde kullanmak üzere hediye olarak verilen bir biletti. Hiç bir fark da almamışlardı. Bir taraftan üzülürken, diğer taraftan sevindirici bir olay yaşıyordum.
Uçakta koltuğuma yaklaştığımda yaşlı bir bayan koridor tarafında, diğeri de pencere kenarında oturuyordu. O da elli yaşlarındaydı. İki bayanın arasına düşmüştüm. Her ikisine de hayırlı yolculuklar diledim. Teşekkür ettiler. Uçak hareket edince yaşlı bayan çantasından bir tespih çıkarıp bir şeyler okumaya başladı. Diğeri de okuyordu. Her ikisinin de başı açıktı. Sağdakine sordum “Ne okudunuz?” “Üç İhlâs bir Fatiha okudum.” dedi. “Ayet-el Kürsi’yi biliyor musunuz?” diye sordum. “Hayır, onu bilmiyorum.” dedi. “Keşke bilseydiniz. Böyle vasıtalara binildiği zaman yedi kere okumak ve ikişer defa okuyup sağa, öne ve sola ve bir defa daha okuyup arkaya üflemek, manevi bir kalkan vazifesini görür hem de sünnettir.” dedim.
Bunun üzerine başlayan sohbet aralıksız İstanbul’a kadar sürdü. Büyük oğlu Umre için ona refakat etmiş. Görünüşte hiç umulacak bir şey değildi. onun için, insanlara dış görünüşüne bakıp ön yargılı davranmamak gerektiğini bir defa daha yakından şahit oluyordum. Her ikisi de Bediüzzaman Hazretlerini ve Yeni Asya gazetesini duymuşlardı. İstanbul’a yaklaşırken, yüksek hâkim bir zatın eşi olan yaşlı bayana Otuz Üç Pencere kitabını, diğerine de “Düşünce Ufku” kitabını hediye ettim ve asyanur.info sitesinden dini sohbet ve seminerleri izleyip istifade edebileceklerini söyledim. Yolculuğun nasıl bittiğini anlayamadık. Çok memnun kaldıklarını ifade ettiler.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

