1917 yılındaki Bolşevik İhtilâli kargaşasından yararlanarak diğer subaylar gibi firar eden Bediüzzaman Hazretleri, çok geniş bir coğrafyada süren uzun bir yolculuktan sonra Berlin, Varşova ve Sofya üzerinden 25 Haziran 1918 tarihinde İstanbul’a geldi.

Osmanlı genel kurmayının teklifi üzerine Dar-ül İslâmiyede  âzâlık vazifesini yaparken, 16 mart 1920 yılında İngilizler İstanbul’u işgale etti. İngilizler gizliden kurdurdukları “İngiliz Muhipler Cemiyeti” vasıtasıyla İstanbul âlimlerinin yarısından fazlasını kendilerine taraftar ettiler. Anadolu’da başlatılan Kurtuluş Savaşını da, Osmanlı Diyanetinin fetvasıyla isyancılar olarak ilân ettirdiler.

Böylesine dehşetli ve aldatıcı bir tablo karşısında, Hutuvat-ı Sitte adındaki eseriyle İngilizlerin plânlarını deşifre ederek âlimleri onların aleyhine çeviren ve verilen fetvanın düşmanın silahlarının gölgesinde verildiği için geçersiz olduğunu söyleyip, karşı fetva vererek Anadolu’daki kurtuluş savaşını yapan askerlerin mücahitler olduğunu söyleyip, onların lehinde fetva veren Bediüzzaman Hazretleri için “Böyle kahraman bir hoca bize lâzımdır.” diyerek Ankara reisleri onu dâvet ederler.

Israrlı dâvetler sonucu Ankara’ya gelen Bediüzzaman, bir müddet sonra oradaki reislerle fikren anlaşamadığını görerek Ankara’yı terk edip Van iline gider. Diyarbakır’da başlayan Şeyh Said isyanı öncesinde kendisine yapılan birlikte hareket etme teklifine “Dahilde kuvvet ve silah kullanarak hak aramaktan Kur’an bizi men etmiştir.” diyerek kabul etmez ve hatta  Şeyh Said’i bu isyanından vazgeçirmeye çalışır. Yaptığı ikazlar sayesinde Başta Van ili olmak üzere, Bitlis, Siirt ve ilçeleri bu isyana katılmazlar.

Hayatı boyunca her cihetle müspet hareket etmeyi esas alan ve menfi hareketlerin her çeşidine  karşı çıkan Bediüzzaman Hazretlerini, Şeyh Said isyanı bahane edilerek devrin hâkim güçleri onu batı Anadolu’ya sürgün ederler. Önce Burdur iline, oradan Isparta’ya ve daha sonra kuş uçmaz kervan geçmez bir mahrumiyet yeri olan Barla köyüne sürgün ederler. Ancak, zamanın manevi sahibi ve dinde tecdit vazifesiyle mükellef olan Bediüzzaman Hazretleri burada katiyen boş durmaz ve Risale-i Nur adını verdiği altı bin sayfayı aşkın Kur’an tefsirlerini Allah’ın izniyle telif etmeye muvaffak olur. Bu eserlerin telifi esnasında da hem Isparta içinde, hem de Barla, İlema, İslâm Köyü, Kuleönü, Atabey ve Sav Köyü gibi beldelerde bu eserleri okuyan, yazan ve yayan bir hayli talebesi meydana gelir.

Fakat, dinden hiç hoşlanmayan ve Batılı bir toplum oluşturmak iddiasıyla milleti bin yıllık geçmişinden koparmak ve İslâm dünyası ile bağlarını yok etmek için dehşetli bir irade ile yola çıkan o günün devlet idarecileri, Bediüzzaman Hazretlerini, eserlerini ve talebelerini ortadan kaldırmak için önce Eskişehir, sonra Denizli ve Afyon illerinde zindanlara atıp idamla muhakeme ederler. Ancak, mahkûm etme noktasında başarılı olamazlar ve kanunlar çerçevesinde herhangi bir suç bulamazlar. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)