Tarih boyunca muvaffak olmuş fikir akımları, dâvâsı uğrunda candan ve cihandan geçen, ölüme meydan okuyan ve her şeyinden fedakârlık yapan fedai insanlar üzerinde yükselmiştir. Bâtıl ve yanlış bir meslek olsa bile, uğrunda canını feda edecek idealist insanlar ve samimi fedailer varsa, başarı ve zafer kazanmak da vardır. Çünkü, samimi bir ihlâs şer ve kötü bir yolda dahi olsa neticesiz kalmaz.
İslâm tarihi, sayısız fedakârlıklarla dolu ibret tablolarıyla göz kamaştırmaktadır. Asr-ı Saadette, Sevgili Peygamberimizin (asm) mescidinin yanındaki Ashab- ı Suffe denilen ve sayıları bazen yüzü aşan bekâr sahabeler, İslâm dininin yücelmesi ve Allah’ın adının dünyaya yayılması için hayatlarını bu uğurda vakfetmişlerdi. Kimisi Kur’an ezberleyen, kimisi Hadis-i Şeriflerin muhafazasına çalışan, ihtiyaç olduğunda herkesten önce savaş meydanlarına koşan bu fedailer grubu, İslâm sarayının temel taşlarını oluşturuyordu. İslâm dininin yayılmasında onların büyük hissesi vardı. Çoluk çocuk, mal mülk gibi hiçbir şeye talip olmayan, bütün dikkat ve gayretini İslâm’ın yücelmesine hasreden o kahraman Sahabe-i Kiramın fedakârlık ruhuna, bu gün de şiddetle ihtiyaç vardır.
Asr-ı Saadetten günümüze uzanan fedakârlık çizgisinde, Anadolu topraklarının kapısını bizlere açan, elli bin kişilik ordusuyla iki yüz bin kişilik Bizans ordusunu mağlûp eden Alpaslan’ı, Haçlı ordularını defalarca mağlûp eden Kılıçaslan’ı ve Selâhattin-i Eyyubi’yi, İstanbul’u fethederek Peygamber (asm) müjdesine mazhar olarak, Orta Çağı kapatıp Yeni Çağı açan Sultan Mehmet Fatihi ve nihayet “Yüzer milyon başların feda oldukları kudsî bir hakikate, başımız dahi feda olsun.” diyen Bediüzzaman Hazretleri ve etrafındaki dâvâ arkadaşlarını hatırlamamak, rahmetle ve minnetle yad etmemek mümkün değildir.
Tarih boyunca eşi ve benzeri görülmedik fitnelerin ve şerlerin işlendiği ve dinsizliğin devlet gücüyle millete hâkim kılınmak istendiği bir zamanda “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir manevi güneş olduğunu bütün dünyaya ispat edeceğim.” diyerek, manevi cihad meydanına atılan ve on dokuz defa zehirlenmesine, yirmi sekiz sene sürgün ve hapislerde işkence görmesine rağmen “Eğer, başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’an’iyeye feda olan bu başı, zındıkaya eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve Kur’an’iyeden vazgeçmem ve geçemem.” diyen Bediüzzaman ve etrafındaki fedai talebeleri şayet geri çekilseydi, bu iman hizmeti belki hiç olmayacaktı. Fakat, onlar geri çekilmediler, yılmadılar ve hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadılar. Çünkü, gittikleri yol Kur’an yolu ve Peygamber Efendimizin (asm) yoluydu. (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

