Bediüzzaman Said Nursi

HALKTAN İSTİĞNA MESLEĞİ- 1

Âhirzamanın en dehşetli hayat şartlarında Sahabe mesleğinin bir cilvesini yaşayan ve yaşatan Risale-i Nur mesleğinin, en önemli temel prensiplerinden birisi de, halktan istiğna etmektir.

Maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi hiç bir şey beklemeden, yalnız ve yalnız Allah’ın rızası için yapılması gereken iman hizmeti esnasında, bu maksadın dışında hiç bir gaye gözetilmez. Aksi takdirde ihlâs zedelenir ve arzu edilen netice de elde edilmez. Beyhude zillet ve meskenete düşme ihtimali söz konusu olur.

Ortaya koyduğu Risale-i Nur mesleğinin orijinal prensiplerini nefsinde fiilen yaşayan Bediüzzaman Hazretleri, sekiz yaşından seksen iki yaşına kadar halkta istiğna mesleğini takip etmiş, en sıkıntılı zamanlarında bile halklara ihtiyacını arz etmemiştir. Batı Anadolu’ya hiç bir gerekçe olmadığı halde  sürgün edilirken, zekâtlarını vermeyi teklif eden zengin beylere “Gerçi param pek azdır. Fakat iktisat ve kanaate alışmışım. Ben sizden daha zenginim.” diyerek mükerrer ve ısrarlı tekliflerini kabul etmez. Zekâtlarını teklif eden o zenginlerin bir kısmı, iki sene içinde iktisatsızlık yüzünden borçlanmak durumunda kalırlar. Bediüzzaman diyor: “Lillahilhamd, onlardan yedi sene sonra o az para, iktisat bereketiyle bana kâfi geldi, benim yüz suyumu döktürmedi, beni halklara arz-ı hacete mecbur etmedi. Hayatımın bir düsturu olan ‘Nastan istiğna’ mesleğini bozmadı.” (Lem’alar s. 358)

Bediüzzaman Hazretleri, sünnet olan hediyeyi bile kabul etmeyişinin ciddi beş altı sebebe dayandığını söyler. Ehl-i dalâlet tarafından dine hizmet edenlerin, dini geçim vasıtası yapıyorlar ithamlarını, fiilen yalanlamanın bir gerekçe olduğunu söyler. Peygamberlerin yolunu takip ederek halkı irşat mevkiinde olanların “Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir.” (Yunus Suresi: 72) deyip halktan istiğna etmeleri icap ettiğini beyan eder.

Allah namına alıp, Allah namına vermek gerekirken, gafil insanların verdiği ve minnet istediği hediyeyi almamanın daha doğru olduğunu söyler. “Salâhat niyetiyle sana verilen bir hediyeyi, sen salih olmazsan kabul etmek haramdır.” fetvasından hareketle, kişinin kendisini salih bilmesinin salih olmadığına delil ve kendisini salih kabul etmeyerek alınan hediyenin haram olması dolayısıyla, her iki halde de hediyeyi almanın doğru olmayacağını ifade eder.

Bu haklı gerekçelere  binaen, ömrü boyunca kimseden zekât, sadaka ve hatta hediye bile kabul etmeyen Bediüzzaman, eğer bu esaslı prensip sadece kendisine ve şahsına ait  bir düstur olsaydı, başta ikinci Mektup olmak üzere, kıyamete kadar okunacak Risale-i Nur eserlerine bu prensipleri yazmazdı. Eğer yazılmışsa, elbette o risaleleri okuyan Nur cemaatleri, bu prensipleri yaşamak durumundadır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Reklam

Yorum Yap