Birinci dünya savaşında yedi cephede kahramanca savaşlar yaptıktan sonra, müttefiklerinin yenik düşmesiyle mağlûp sayılan Osmanlı ordusu dağıtılmış, silahları toplatılmış ve vatan toprakları dört bir taraftan işgale uğramıştı.

Ekmeksiz yaşamaya razı olup, hürriyetinden asla vazgeçmeyen asil milletimiz, maddi ve manevi önderlerinin rehberliğinde Kurtuluş Savaşını başlattı. Anadolu’nun her tarafında müdafaa teşkilatları kuruldu. Millet galeyana geldi. Büyük Millet Meclisinin Ankara’da kurulmasıyla, muhtelif teşkilatların faaliyetleri birleştirildi. Düzenli bir ordu kuruldu. Değişik cephelerde savaşlar yapıldı. Büyük meydan muharebeleri oldu. Vatanın istiklâl ve bekası uğrunda on binlerce şehit verildi. En sonunda İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar ülkeden kovuldu. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.

29 Ekim 1923 yılında ilân edilen cumhuriyet devletinin ilk anayasası 1924 tarihinde yapıldı. Bu anayasanın ikinci maddesinde “Bu devletin dini, din-i İslâm’dır.” ibaresi konuldu. Böylece, Türkiye bir İslâm cumhuriyeti olarak devletin temelleri atıldı. Ancak, daha sonra birbiri arkasına gelişen bir takım olaylar sonucu, 1928 yılında bu ibare anayasadan çıkarıldı. Dokuz yıl boş kaldıktan sonra, o maddenin yerine Halk Partisinin altı okundan biri olan lâiklik prensibi konuldu.

Bundan böyle, din ile devlet ve siyaset işleri birbirinden ayrılacaktı. Teorideki ifadeler böyle olmakla birlikte, uygulamada ise, Diyanet İşleri Başkanlığı devletin tekelinde ve kontrolündeydi. Devlet, bu başkanlık üzerinden din üzerinde her türlü etkisini sürdürüyordu. Zamanla lâiklik prensibi, din ve dindarlar üzerinde bir baskı aracı halinde getirildi. Din ve vicdan hürriyetinin teminatı olması gereken lâikliğin bu şekilde uygulanması, Batılı devletlerin uygulamalarına tamamen ters düşüyordu.

1923-1950 arasında devam eden Halk Partisine ait tek parti iktidarı döneminde, okullardan din derslerinin kaldırılması tam bir felâket ve fecaat idi. yeni yetişen nesiller dinî inançlarından uzaklaşıyor ve manevi değerlere karşı yabancılaşıyorlardı. Gönüllü olarak dinin öğretilmesi yasaklanmış ve Kur’an okumayı öğrenen ve öğretenler de cezalandırılıyordu. Bu yüzden nice hocalar köylerinden alınıp götürülmüş ve bir daha köylerine dönmemişlerdi. Akıbetleri bilinmiyordu. Manen kapkaranlık bir dönemdi. Cumhuriyetin atılan manevi temelleri dinamitlenmiş ve tahrip edilmişti. Halbuki, maddi temelleri ayakta tutan ve ona ruh veren manevi temellerdi. Onsuz yaşanmaz ve hayatın bir anlamı kalmazdı. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)