“Ezzekâtü kantaratül İslâm” buyuran Sevgili Peygamberimiz (asm), zekâtın İslâm Dininin köprüsü olduğunu belirtiyor.

Evet, cemiyetin zenginleri ile fakirler arasında servet dağılımını temin ederek, sosyal dengeyi sağlayan en önemli köprü, elbette zekâttır. Eğer zenginler, velev zekâtlarının zekâtlarını verseler, kısa zamanda fakirlik gibi bir problem kalmadığı gibi, belimizi büken işsizliğin bile önü alınabilir.

İslâm tarihinde öyle zamanlar olmuş ki, zekât verecek kimse bulunamayınca, hariçte diğer İslâm devletlerine verilmek durumunda kalınmış. Gittikçe gelişen İslâmî hayatta, şayet zekât sistem altına alınsa ve  iyi bir mecra verilse, bu güzel ülkemiz diğer medeni milletlerle her cihette yarışır ve kısa zamanda onları geçebilir. Nasıl ki vaktiyle geçmiştik.

Zekât, aynı zamanda gelecek belâların def’ine de paratöner gibi mühim bir vesiledir. Hadis-i Şerifte “Sadaka-i makbule, belâların def’ine vesiledir.” denmiştir. Zekât ise, Allah için verilen en makbul bir ibadettir.

Zekât vermeyenin, her halde zekât kadar bir mal elinden çıkacaktır. Hastalıklar, belâlar, kazalar ve saire suretinde.

Halbuki, “Zekât vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmek ile zekât vermemek, sebeb-i ref’i bereket (bereketin kalkmasına sebep) olduğuna hadsiz vakıat vardır.” (Lem’alar s. 150)

Bu itibarla, aklı başında olan samimi bir Müslüman, nefse çok ağır da gelse, servetine düşen zekât miktarını hakkıyla hesap eder ve Allah’ın tayin ettiği fakirin hakkını onlara gönül rızasıyla teslim eder. Zira bilir ki, verilmeyen zekâtların âhiretteki bedeli çok ağır olacaktır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)