Günümüzden bir asırdan fazla bir zaman önce, Ayasofya Camisinden bir namaz çıkışından sonra, oturulan çayhanede Cami-ül Ezher rektörü Şeyh Bâhid Efendi, karşısındaki genç âlime bir soru sorar: ” Osmanlı ve Avrupalılar hakkında fikrin nedir?” Genç âlim hiç tereddüt etmeden verdiği âni cevapta “Osmanlı bir Avrupa devletine, Avrupa ve Amerika da bir İslâm devletine hamiledir. Bir gün gelip ikisi de doğuracaktır.”

Şeyh Bâhid Efendi, otuz yaşlarındaki bu genç âlim Bediüzzaman’ın verdiği veciz cevap karşısında hayretler içinde kalarak: “Ben de aynı kanaatteyim. Fakat, bu kadar veciz bir cevap ancak Bediüzzaman’a hastır. Ben bununla münazara edemem ve galip gelemem.”diyerek toplantı yerini nezaketle terk eder ve gider.

Aradan on beş yirmi yıl geçtikten sonra, cumhuriyeti kuranlar tarafından gerçekleştirilen değişiklikler, ilke ve inkılaplar, Bediüzzaman’ın ne kadar haklı ve ileri görüşlü olduğunu ispat ediyordu. Zira, Batıcılık ve medeniyet adına, bir millete zorla dayatılan ve dinden uzaklaştırılan uygulamalar sonucu; köklerinden, tarihinden, inanç ve geleneklerinden koparılan kitleler, maalesef sanayi ve teknolojide değil, ithal edilen yeni alışkanlıklarla, Batılı toplumlardan daha sefih ve berbat bir durumun ortaya çıkmasını netice vermişti. Böylece, Osmanlı’daki doğum gerçekleşmişti.

Şimdi sıra ikinci doğumdaydı. 20. asrın pozitivist, maneviyattan uzak, maddeci hayat felsefesinden bunalan, dinden kopuk bir anlayışın cenderesinde çıldırmak noktasına gelen Avrupa ve Amerika toplumları, maddi olarak her şeye sahip olmanın insanı mutlu edemediğinin farkına vararak, hak bir dini aramaya başladılar. 1970 yıllarından itibaren başlayan bu arayış, iki binli yıllara doğru hız kazandı.

Mensubu oldukları dinlerinde aradıklarını bulamayan ve akıl mantık çerçevesinde tatmin olamayan Batılı toplumlar, en son ve en mükemmel din olan İslâmiyete yönelmeye başladılar. Avrupa ve Amerika’da yüz binlerce hak âşıkları, aradığını İslâm dininde bulmanın mutluluğuyla Müslüman olmakla şeref kazanıyorlar. Bir çok Avrupa devletlerinde, İslâmiyet ikinci büyük din olarak resmen tanınıyor ve mensupları devlet tarafından bütün hakları gözetilerek sahipleniliyor.Bu gerçeğe, bir asırdan fazla bir zaman önce işaret eden Bediüzzaman: “Akıl, ilim ve fen hükmettiği istikbalde, bütün meselelerini akla tespit ettiren Kur’an hükmedecek.” diyordu.

Yine Bediüzzaman Hazretlerinin “Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada, İslâm’ın sadası olacaktır.” müjdelerine, Avrupa ve Amerika’daki gelişmeler mazhar oluyor. Bu gelişmelerdeki en büyük katkı payı ise, muhtelif dillere tercüme edilen Risale-i Nurlara ait oluyor, elhamdülillah.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)