Anadolu Seyahat Notları

MUHTELİF İL ZİYARETLERİ- 2 (GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…)

(Dünden devam)

Karabük ili ziyaretinden sonra Çarşamba günü akşamı Kastamonu iline gittik. İnebolu ilçesinden gelen gönül dostlarımız da oradaydı. Üç saatten fazla birlikte olduğumuz bu dostlarımızla, gidiş maksadımıza uygun bir netice elde etmiştik.

Ankara’ya dönüş için gece yirmi dört otobüsüne bindiğimde, koltuk arkadaşı olarak yaşlı bir beyefendinin oturduğunu gördüm ve hayırlı yolculuklar diledim. Yaşı yetmişin üstünde olduğu halde hâlâ aktif avukatlık yapıyormuş. Oldukça da dinç görünüyordu. İlerleyen saatlerde onun merhum Adnan Menderes zamanından beri Demokrat Misyon çizgisindeki sebat edişini fark ettim. Bir hayli sosyal konularda sohbet ettik. Bir ara konuyu değiştirmek için “Beş vakit ile aranız nasıl?” diye sordum. “Ne yalan söyleyeyim, Cuma namazlarını kılıyorum, orucumu tutuyorum, zekâtımı da veriyorum ama beş vakit namazı maalesef kılamıyorum. İlk fırsatta Umreye de gitmek niyetindeyim.” dedi.

Aramızdaki sohbet iyice koyulaşmıştı. Ona, Yeni Asya gazetesinde haftalık yazılar yazdığımı, gönüllü olarak Balgat’ta bir camide Cuma günleri vaaz verip namaz kıldırdığımı, Bediüzzaman Hazretlerinin Kur’an tefsirlerindeki iman hakikatlerini toplumla paylaştığımı, ibadetin ve bilhassa  beş vakit namazın fert ve toplum hayatındaki önemini ve saire anlattım. O da, belki bu sohbetin bir kıvılcım olup namaza başlamasına vesile olacağını söyleyerek, Kastamonulu Hilmi isimli bir şahıstan bizzat dinlediği, Bediüzzaman ile ilgili bir hatırasını nakletti.

Zındık olarak bilinen ve kabadayılık yapan bu Hilmi adındaki şahıs, Bediüzzaman Hazretlerini hiç sevmezmiş. Kastamonu valiliğinin istimlak amacıyla evini yıktırmak istemesine mukabil, iki tabancasını mermiyle doldurur ve hanımına uzun zaman gelemeyeceğini söyleyerek yüklü miktarda para bırakır ve helâlleşir. Atına binerek valiyi öldürmek için yola çıkar. Yol üstünde giderken, sırtını bir ağaca dayamış vaziyette elinde kitap okurken Bediüzzaman ile karşılaşır. Hilmi efendiye nereye gittiğini sorar. O da, uzaklara gideceğini söyler. Bediüzzaman, emrivaki bir tarzda koynundaki emaneti vermesini ister. Bu emir karşısında koynundaki tabancayı çıkarıp verir. Bediüzzaman, diğer emaneti de vermesini ister. Çıkarıp onu da verir. Bu olaydan sonra, Bediüzzaman Hazretlerinin boş birisi olmadığını, iki tabancasını ve niyetinin ne olduğunu bildiğini anlar. Bu keramet karşısında düşmanlığından vazgeçerek Bediüzzaman’a talebe olur ve hayatına istikamet verir.

Bediüzzaman Hazretlerinin, Kastamonu’da Hilmi adında bir talebesi olduğunu biliyordum. Fakat, böyle bir hatırayı bu yaşlı avukattan ilk defa dinliyordum. Sohbet ortamında dört saatlik yolculuğumuz çabucak bitmiş ve Ankara’ya ulaştığımızda sabah namazı vakti olmuştu. Tekrar görüşmek temennisiyle kendisiyle vedalaştık. Allah’ın lütfuyla bir gece yolculuğumuz daha böylece değerlenmişti, elhamdülillah.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

 

Reklam

Yorum Yap