27 kişilik arabamız yavaş yavaş Ilgaz dağlarını tırmanırken, Arabistan çöllerinde yaşayan din kardeşlerimizin hayalinde bile canlandırmakta âciz kaldıkları güzelliklerin sergilendiği, cennet vatanımızın ormanlarını tefekkür ediyordum.

Cemaat çocuklarından meydana gelen kafilemizle, dağların doruk noktalarından kıvrıla kıvrıla vadilere inen yolları aşıp, ilk durak olarak Kastamonu dershanemizi ziyaret ediyoruz. İkindi namazımızı kılıp, dostlarımızla vedalaştıktan sonra yine yollardayız. Hedef İnebolu.

Maden işletmeleriyle şenlendirilmiş Küre Dağlarının sarp ve dolambaçlı yollarından sonra, İnebolu ilçesini bekleyen iki nöbetçiyi andıran İslâm Tepesiyle, Geriş Tepesinin arasındaki vadinin asfalt yolundan şehre iniyoruz.

İnebolu on bin nüfuslu bir ilçe. Asrın müceddidi ve âhirzamanın manevi sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin çok önem verdiği hareketli bir hizmet beldesi. Nur Risalelerinin teksir makinesiyle yazılıp yayılmasında çok büyük faaliyet gösteren mübarek bir şehir. Rusya’ya ve dolayısıyla komünizme karşı mücadelede, Nurların yayılmasıyla mukavemet eden sağlam bir kale. O günkü Nur Talebeleri gibi, bu günkü Nur kahramanlarıyla da, ehl-i dalâlete karşı boyun eğmeyen bahadırlar kadrosunun âbideleştiği âsude mekân. Kısa bir zaman önce, Bediüzzaman için anma toplantısı yapılarak, dost düşman herkesin takdir ettiği bir hizmet meydanı.

Evet, İnebolu için ne söylense yine de azdır. Zira, asrın sahibi ona “Küçük Isparta”demiş. Anadolu’nun kalbinden fışkırarak bütün dünyayı ışıklandıran  Nur Risalelerinin telif merkezi olan Isparta ile onu mânen kardeş ilan etmiş.

İşte, maddeten küçük, hizmetler bakımından mânen büyük ve Karadenizin sahil şeridinde şirin bir ilçe olan İnebolu’da, şahs-ı manevimize ait olan vakfımızın bir şubesi ve beş katlı bir binası vardır. Her cihetle ihtiyaca cevap veren bu binamızda, iki grup halinde kırk kişiyle sürdürdüğümüz günlük programlarımız, her gün görüşüp sohbet ettiğimiz dostlarımızla, fevkalâde faydalı ve verimli geçen günlerimizin nasıl geçtiğini anlayamadık.

Yaz tatili okuma programları çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz yoğun bir uygulamadan sonra, bir sabah vakti hasretle kucaklaşmalar ve helâlleşmeler arasında dostlarımız tarafından uğurlanırken, gözlerimiz nemli, kalplerimiz buruk, gönüllerimiz mâsumâne bir hüznün dalgaları arasında çırpınıyordu. Ama önemli değildi. Zira, Bediüzzaman’ın dediği gibi “Birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz cenupta, birimiz şimalde, hatta birimiz dünyada, birimiz âhirette olsak da beraberiz.” fikri biricik tesellimizdi.

Kalpleri sevgiyle, muhabbetle çarpan gönül dostlarımızı arkada bırakarak, geldiğimiz yollardan ve dağlardan aşarak yine Ankara’dayız. Birbirini tanımayanlar arasında kurulan ebedi arkadaşlıklar, Nur Risalelerinden yapılan okumalar ve diğer kazanılan manevi faydalar, âhiret âlemlerine akıp giden zaman şeridine nakşolan daimî hatıralar ve manzaralar olarak geride kalmıştı.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)