Cenab-ı Hak tarafından insanın mahiyetine yerleştirilen benlik ve hürriyet anlamındaki ene; Allah’ın mutlak ve sınırsız olan sıfatlarını anlamak için mikyas ve mizan olarak verilmiş iken, yaratılış ve veriliş hikmetine muhalif olarak kullanılan ene, sahibinin hem dünya ve hem de ahiret hayatında perişan olmasının baş sebebidir.
Tepeden tırnağa cisimleşmiş bir enâniyet âbidesi ve gurur heykeli gibi diklenen ehl-i dünya gibi, kulluk ve ihlâsın noksan olmasıyla bir kısım ehl-i iman da o enâniyetin oyuncağı olur. Şayet, en kısa zamanda bu durumdan kurtulunmaz ve ihlâs, tevazu, mahviyet ve terk-i enâniyet sınırları içine girilmezse, hem kendisine , hem dahil olduğu cemaatin şahs-ı manevisine öyle zararlar verilir ve öyle günahlara girilir ki, kazanmış olduğu sevap, hayır ve hasenat gibi güzellikler, sebep olduğu mesuliyetleri dengeleyemez.
Bediüzzaman Hazretleri, enâniyetin en tehlikeli tarafını şöyle izah ediyor: “Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf Lillah için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki, bir insanın bir eli, bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına hased etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı manevisinde, her biriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz, birbirinize rekabet değil, bilakis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, müteleziz olmak (lezzet almak) bir vazife-i vicdaniyenizdir.” (Mektubat s. 413)
Cahillik içindeki bir enâniyetin, zamanla ve özel bir gayretle ıslahı mümkündür ve bazı insanlar bunu başarmıştır. Fakat, ilimden gelen enâniyet, ıslah edilmesi çok zor olan bir durumdur ve tam bir belâdır. Bu noktanın ziyade önemindendir ki, merhum Bediüzzaman Hazretleri bu cihetin üstünde ehemmiyetle durmuş ve şiddetli bir ikazla bu belânın önünü şöyle almak istemiştir: “Bir şey daha kaldı, en tehlikelisi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enâniyet-i ilmiye bulunur. kendi mütevâzi olsa da, o cihette enâniyetlidir. Çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hatta yazılan risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği (beğendiği) ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet (düşmanlık) besler gibi, Sözler’in kıymetlerinin tenzilini arzu eder; tâ kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın.” (Mektubat s.413) (Devamı yarın)
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

