Bediüzzaman Said Nursi

HALKTAN İSTİĞNA MESLEĞİ- 2

“Hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-ı ihlâslarına ve sadıkâne olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddi menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hâl ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlâsı zedelenir. Hem ‘Benim âyetlerimi az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.’ ayetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar.” (Lem’alar s. 398) Bu tespitler, dine hizmet edenleri cidden düşündürmelidir.

Bu hususta Bediüzzaman Hazretlerinin hassasiyeti zirvededir. Bizlere ibret olsun diye anlattığı şu hadise ne kadar anlamlıdır: “Mühim bir tüccar dostum, otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabul etmedim. ‘İstanbul’dan senin için getirdim beni kırma.’ dedi. kabul ettim, fakat iki kat fiyatını verdim. Dedi: “Ne için böyle yapıyorsun? Hikmeti nedir?’ Dedim: ‘Benden aldığın dersi şişe (cam parçası)derecesine indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatimi terk ediyorum. Çünkü dünyaya tenezzül etmez, tama ve zillete düşmez, hakikat mukabilinde dünya malını almaz, tasannua mecbur olmaz bir üstattan alınan ders-i hakikat, elmas kıymetinde ise; sadaka almaya mecbur olmuş, ehl-i servete tasannua muztar kalmış, tama (aç gözlülük) zilletiyle izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyakârlığa temayül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeye cevaz göstermiş bir üstattan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner. İşte, sana manen otuz lira zarar vermekle otuz kuruşluk menfaatimi aramak bana ağır geliyor ve vicdansızlık telâkki ediyorum. Sen madem fedakârsın, ben de o fedakârlığa mukabil, menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme.’ O da bu sırrı anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi.” (Barla Lahikası s. 206 Burada anlatılan incelik, ne kadar ibret vericidir!

Bu sırlara binaen, mensubu olmakla şeref duyduğumuz camia, hizmetlerini, dâvâyı kendi dâvâm diye kabul edenlerle birlikte yürütür. Kendi yağıyla kavrulmayı tercih eder. İlgisi olmayan ne fertlerin ve ne de devletin bile minnetini almaz. Halisen, muhlisen hizmetlerine devam ederler. Başkalarının ne yaptığı  ve nasıl çalıştıkları onları hiç ilgilendirmez. Bu tarz belki garipsenebilir ama olsun. Bu tarz, Bediüzzaman Hazretlerinin ortaya koyduğu Risale-i Nur mesleğinin yoludur ve en temel düsturlardan da birisidir. Çeşitli metotlarla dine hizmet veren grupları tebrik etmek ve taraftar olmak da, aldığımız Kur’an terbiyesinin gereğidir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Reklam

Yorum Yap