Aşiret, kabile ve beylik dönemlerinden devlet geleneğine geçen insanlık âlemi, teşkilatlı bir yapılanmayla daha düzenli ve sosyal hayatı daha güvenli bir hale getirdi.

Devlet millet için vardır, millet devlet için değildir. Devlet teşkilatına olan ihtiyaç, milletin birliğini ve vatanın bütünlüğünü korumaya dayalı, fertlerin temel hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması, istibdat ve baskıdan uzak bir merkezî otoritenin tesisi mantığına istinat eden bir gerekçeden kaynaklanır.

İnsan gibi biyolojik bir yapıya sahip olan devlet kavramının doğuşu olduğu gibi, gelişmesi, ihtiyarlaması ve ölümü de söz konusudur. İnsanlık tarihine baktığımız zaman, nice kudretli ve kuvvetli devletlerin, zamanla ihtiyarlayıp tarih mezarlığına gömüldüğünü görürüz. Bu hakikate işaret eden Bediüzzaman Hazretleri “Devlet bir şahs-ı manevidir. Çocuk gibi  teşekkülü, büyümesi tedricidir. Ve keza, yeni teşekkül eden bir devletin; bir milletin ruhuna kadar nüfuz eden eski bir devlete galebe etmesi yine tedricidir, yine zamana mütevakkıftır.” demektedir.” (İ. İ’caz s. 268)

Evet, fıtraten medeni olan insanın, diğer insanları düşünmeye mecbur olması ve sosyal hayatın yardımıyla şahsî hayatını devam ettirebileceği nokta-i nazarından, organize olmuş bir toplum hayatının en gelişmiş şekli olan devlet teşkilatını tanzim etmesi, yaratılıştan gelen bir özellik olduğu açıktır. Fıtrî ve tabii seyri içinde yeni teşekkül eden bir devletin, eski idarelere galebe etmesine örnek olarak, ilk İslâm devletini gösteren Bediüzaman Hazretleri, o boyutta bir örneğin bir daha görülemediğini ifade etmektedir. “O Zat (asm) büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün efkâr-ı ammeye galebe çaldı, bütün ruhlara kendini sevdirdi, bütün tabiatların üstüne çıktı. Kalplerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâkları kaldırarak, pek yüksek âdât ve güzel ahlâkı tesis etti, kalplerdeki kasaveti ince hissiyatla tebdil ettirdi ve cevher-i insaniyeti izhar etti. Onları, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete (medeniyetin zirvesine) yükseltti. Ve onlara öyle bir devlet teşkil etti ki, sâhirlerin sihirlerini yutan Âsâ-yı Musa gibi başta zalim devletleri yuttu. Ve nev-i beşeri istilâ eden zulüm, fesat, ihtilâl, şekavet rabıtalarını yaktı, yıktı. Ve az zamanda, devlet-i İslâmiyeyi şarktan garba kadar tevsi ettirdi (genişletti).” (İ. İ’caz s. 272)

Evet, Asr-ı Saadette kısa bir zamanda meydana gelen İslâm devleti, kalpler ve gönüller üzerine kurulu bir yapılanma ve üç semavi dine mensup gruplar arasında yapılan bir anlaşmaydı. “Medine Vesikası” da, İslâm tarihinde ortaya konulan ilk anayasa idi. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)