Yurt Dışı Seyahat Notları

AVUSTRALYA SEYAHAT NOTLARI- 3 (HATIRA YAZILARI- 121)

Reklam

Avustralya’ya gelişimizin dördüncü günüydü. Pazar akşamı vakfın geniş ders salonu yine doluydu. Üst kattan kamera sistemiyle bayanlar alttaki dersi takip ediyorlardı. Vakıfta her akşam ders yapılıyordu. Böyle bir ülkede yaşayan insanların, kimliklerini muhafaza etmek için başka bir çare de yoktu. Cemaatin ilgisi ve dikkatle dinlemeleri belli bir seviyeyi gösteriyordu.

Bediüzzaman Hazretleri beklenen son müceddid idi. Âhirzamanda gelerek İslâm dinini tahrip etmeye çalışacak ve Risale-i Ahmediyeyi (asm) inkâr edecek dehşetli şahısların tahribini tamir etmekle vazifeliydi. Fen ve felsefeden gelen dalâlet cereyanlarına karşı, iman esaslarını aklî ve ilmî delillerle ispat ederek, ehl-i imanın imanını Risale-i Nur ile muhafaza etmek vazifesini üstlenmişti. Coğrafî olarak Doğu Anadolu’da doğmuş, fakat hayatının önemli bir bölümünü Batı Anadolu’da ve Türk kardeşlerinin arasında geçirmişti.

Kendi beyanlarına göre baba tarafından Hazret-i Hasan’a (r.a.), anne tarafından Hazret-i Hüseyin’e (r.a.) dayanıyordu. Ehl-i Beytin en mühim vazifesi olan Kur’an hakikatlerini muhafaza ve Sünnet-i Seniyeyi ihya etmek vazifesini bu zamanda icra ediyordu. Çok emarelerin ve işaretlerin delâletiyle mânen vazifeliydi. Ancak O, vazifenin kudsiyetini ve Nur Risalelerinin önemini nazara veriyor, kendi şahsını ve manevi makamını arka plâna atıyordu. Zira, bâki hakikatler, fâni şahıslar üzerine bina edilmezdi. Edilse, vazifeye ehemmiyetli zarar olurdu. “Bir zaman sonra Risale-i Nurların çok şaşaalı günleri gelecek, fakat inşaallah o günleri ben görmeyeceğim.” diyerek, hizmetin zahmetine talip oluyor, rahat ve şerefini gelecek nesillere bırakıyordu. Yine ” Bir zaman gelecek, ben bu Risaleleri bütün dünyaya okutturacağım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti  bu risaleleri iftiharla bütün dünyaya ilân ve neşredecek. Siz kime hizmet ettiğinizi, kime talebe olduğunuzu ve nasıl bir şahısla konuştuğunuzu bilmiyorsunuz.” demişti. Bu gün itibariyle, yetmişe yakın dünya diline tercüme edilen Nur Risaleleri yedi kıt’ada ve bütün devletlerde bir şekilde okunuyordu. Bunun en büyük şahitlerinden birisi de, ülkemizden on beş bin kilometre uzakta ve yüzlerce Nur Talebesi olan sizlersiniz. Ders ve sohbetimiz bu minval üzere sürüp gitti.

Pazartesi günü, Fatih kardeş Melbourne şehrini dolaştırdı. Şehrin en yüksek binası olan Ureka Tower’a çıktık. Seksen sekizinci kat turistlerin şehri seyrettiği ve fotoğraflarını çektiği bölümdü. 1998 yılında geldiğimizde çıktığımız Realto Tower çok aşağılarda kalmıştı. Onun elli altıncı katından şehri temaşa etmiştik. Bu bina, aradan geçen on iki yıl içinde yapılmış. Şehir tamamen ayaklar altındaydı. Gökyüzü eşiği anlamına gelen bir kabine girerek binanın dışına çıktık. Tabanı cam idi. Dışarı çıktığımızda altı ve dört tarafı cam olan kabin çok heyecan vericiydi. Âdeta boşlukta gibiydik.  Diğer gökdelenler çok aşağılarda kalmıştı. Bir hayli fotoğraf çektik.

Aynı akşam vakıf merkezindeyiz. Ders salonu yine doluydu. Bizler, İslâm dinine hizmet eden bütün cemaatlere karşı muhabbet doluyduk. Farklı metotlarla hizmet veren ve özellikle gurbet ellerde din kardeşlerimizin kaybolmaması için var gücüyle çalışan bu grupların hizmetlerine taraftar ve duacı olmalıydık. Bizler ise, Risale-i Nur mesleğini orijinal özelliğiyle korumak, yaşamak ve gelecek nesillere aynen aktarmak misyonunu üstlenmiştik. Yeni Asya Ekolü bu hususta çok hassastı. Meşvereti esas alan bir yapılanması vardı. Beldelerden başlayarak, umumi meşverete kadar uzanan meşveret zinciriyle birbiriyle bağlanmış mütecanis ve mütesanit bir cemaatti. Kendi kimliğimizi ve değerimizi bilmeliydik. Feyizli bir sohbet olmuştu. O akşam da böyle geçti.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap