(Dünden devam)
Kader meselesini, yeni bir keşif olarak harika bir tarzda anlatan Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: “İlim, mâlûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa mâlûm, ilme tâbi değil. Yani, ilim desâtiri (düsturları), mâlûmu, hârici vücut noktasında idare etmek için esas değil. Çünkü, mâlûmun zâtı ve vücud-u hâricisi, iradeye bakar ve kudrete istinad eder.” (Sözler s. 430)
Bu ifadeleri daha iyi anlamak için bir örnek verelim: Meselâ; ay ve güneş tutulmaları, astronomi uzmanları tarafından önceden biliniyor ve takvimlerde yazılıyor. Zamanı geldiğinde de bu iki semâvî olay gerçekleşiyor. Gökyüzünde gerçekleşen bu iki olay, elbette takvimdeki yazıya tâbi olarak meydana gelmiyor. Takvimdeki yazı, bu iki olay ne zaman olacaksa ona göre yazılmış oluyor. Allah’ın ilmi de, kader noktasında öyle taalluk eder. Yani, biz kendi irademizle hangi fiilleri yapacaksak, onları Allah bilir ve bildiği için kaderimizde yazar. Bundan dolayı, fiillerimizin sorumluluğu da bize ait olmuş olur. Yaptığımız hatalı fiillerin sorumluluğunu kadere atamayız. İrademiz dışında gerçekleşen kader programından da zaten sorumlu tutulmayacağız.
İstikamet üzere olan Ehl-i Sünnet vel Cemaatin kader inancında, kader, sebep ile sonuca bir taalluk eder. Her ikisini de içine alır. Yani, şu sonuç, şu sebeple meydana gelecek. “Öyle ise, denilemesin ki ‘Madem filân adamın ölmesi, filân vakitte mukadderdir; cüz-i ihtiyarıyla tüfek atan adamın ne kabahati var? Atmasaydı yine ölecekti?’ Sual: Niçin denilmesin? Elcevap: Çünkü, kader onun ölmesini onun tüfeğiyle tâyin etmiştir. Eğer onun tüfek atmamasını farz etsen, o vakit kaderin adem-i taallukunu farz ediyorsun. O vakit ölmesini ne ile hükmedeceksin? Yalnız Cebrî gibi, sebebe ayrı, müsebbebe (sonuca) ayrı birer kader tasavvur etsen veyahut Mutezile gibi, kaderi inkâr etsen, Ehl-i Sünnet vel Cemaati bırakıp fırâk-ı dâlleye (sapık fırkaya) girersin. Öyle ise, biz ehl-i hak deriz ki: ‘Tüfek atmasaydı, ölmesi bizce meçhul.’ Cebrî der: ‘Atmasaydı yine ölecekti.’ Mutezile der: ‘Atmasaydı ölmeyecekti.” (Sözler s. 431)
Bahsi geçen şu izahlar, kader inancı meselesinde doğru olanın Ehl-i Sünnet vel Cemaat olduğunu gösteriyor. Fakat, ne yazık ki, sapık fırkalardan biri olan Mutezile inancının, zamanla Ehl-i Sünnet inancına da sirayet ettiğini görüyoruz. İşte Bediüzzaman, bu çok ince olan kader meselesindeki istikameti tam doğru olarak ortaya koymuş olduğunu anlıyoruz, elhamdülillah.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

