Milletçe depremler kuşakları üzerinde yaşayan bir toplumuz. Ege, Marmara, Kuzey Anadolu fay hattı, Doğu Anadolu ve Hatay’a kadar her taraf deprem kuşakları ile dolu. Bu itibarla, depremlerle birlikte yaşamaya ve ona uygun tedbirler alarak yolumuza devam etmeye mecburuz.

Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkede çok farklı şiddetlerde depremler meydan geldi. Ancak, çok büyük ölüm ve yıkımlara sebep olan ve yedi şiddeti ve yukarısında olan depremler hiç unutulacak gibi değil.

Deprem istatistiklerine bakılacak olursa: 1-) 6 Mayıs 1930 Hakkâri Depremi. 7,2 şiddetinde. 2514 can kaybı ve 3000 hasarlı bina. 2-) 27 Aralık 1939 Erzincan Depremi. 7,9 şiddetinde. 32962 can kaybı. 116720 ağır hasarlı bina. 3-) 22 Eylül 1939 İzmir Depremi. 7,1 şiddetinde. 60 can kaybı. 1235 ağır hasarlı bina. 4-) 20 Aralık Tokat-Niksar Depremi. 7.0 şiddetinde. 3000 can kaybı. 32000 hasarlı bina. 5-) 26 kasım 1943 Tosya-Ladik Depremi. 7,2 şiddetinde. 4000 can kaybı. 40000 ağır hasarlı bina. 6-) 1 Şubat 1944 Bolu-Gerede Depremi. 7,2 şiddetinde. 3959 can kaybı. 20865 ağır hasarlı bina. 7-) 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi. 7,4 şiddetinde. 14000 can kaybı. Sayısız yıkılan ve ağır hasarlı binalar. 😎 12 Ağustos 1999 Düzce Depremi. 7,2 şiddetinde. Çok sayıda ağır hasarlı bina ve can kayıpları.

Evet, bunlar geçmiş doksan yılda ülkemizde meydana gelen ve büyük maddi kayıplara sebep olan depremler zinciri. Şimdi de, 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen 6,6 şiddetinde ve çok geniş bir bölgeyi etkileyen İzmir depremi. Yetmiş civarında can kaybı, on yedi yıkılan bina, hasarlı veya ağır hasarlı çok sayıda binalar. Bu münasebetle, İzmir ve çevresinde zarar gören vatandaşlarımıza büyük geçmiş olsun diyoruz. Allah daha beterinden muhafaza etsin.

Bu konuda, depremleri sadece tabii ve tesadüfî olaylar neticesinde meydana geldiğini beyan eden, vefat eden ve mallarını kaybeden insanların moralini bozan ve böylesine büyük olayların Allah’ın kudreti ile alâkası olmadığını söyleyen deprem uzmanlarına da bir çift lâf söylemek gerekiyor. 22 Eylül 1939 İzmir depremi münasebetiyle Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri şu tespitleri ifade etmiş: “Kendini başı boş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiç bir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin? Zelzele gibi hâdisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller…Küre-i arzın benî-âdemden, bahusus ehl-i imandan beğenmediği bir kısım etvar-ı gafletin sıklet-i maneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele gibi mevtâlût (ölümcül) hadisât-ı hayatiyesini, bir mülhidin (dinsizin) neşrettiği gibi gayesiz, tesadüfî zannederek bütün musibetzedelerin elim zatiatını (kayıplarını) bedelsiz, hebaenmensur (boşu boşuna) gösterip, müthiş bir ye’se (ümitsizliğe) atarlar. Hem büyük bir hata, hem büyük bir zulüm ederler. Belki öyle hadiseler, bir Hakîm-i Rahim’in emriyle ehl-i imanın fâni malını sadaka hükmüne çevirip, ibka etmektir ve küfran-ı nimetten gelen günahlara kefarettir.” (Sözler s. 276-277)

Evet, böyle büyük musibetlerde ehl-i iman olanlar malını kaybederse sadaka sevabı alır ve canını kaybederse manevi şehit derecesine mazhar olur.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)