İslâm şeriatını ve hukukunu sadece el kesmek ve zina edeni taşlamak gibi bir kaç konuya münhasır zanneden kimselerin ne kadar yanıldıkları ortadadır. İslâm dini, itikat, ibadet, ahlâk, muamelat ve had cezalarından  meydana gelen bir bütündür. Bu bütünlüğün yüzde biri siyasete taalluk eder. Yüzde doksan dokuzu iman ve âhirete dairdir.

Yazdığı eserlerinde meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrat kelimelerini aynı anlamda kullanan Bediüzzaman Hazretleri, isimden ziyade muhtevaya önem vermiş “Tebeddül-ü esma (isimlerin değişmesi) ile hakikat değişmez.”demiştir.

Seri halinde buraya kadar beyan ettiğimiz ifadeler ve tespitlerimizden söylemek istediğimiz şey şudur: İslâm ve demokrasi kavramları birbiri içinde olan ve birbiriyle çelişmeyen hakikatlerdir. Biri vahyin diğeri aklın ve tecrübenin ürünüdür. Vahiy ise, her zaman insan aklının her zaman önündedir.

Cehaletten kaynaklanan karşılıklı tepkiler veya kavram kargaşasından kaynaklanan fitnelerle, demokrasiye karşı olduğunu söyleyen bir kısım radikal dindarlar veya şeriata karşı olduğunu söyleyen bir kısım lâiklik taraftarları toplumun huzurunu bozmamalı, asayiş, güven ve emniyeti ihlâl etmemelidirler. Zira, hepimiz aynı ülkenin insanları ve büyük oranda aynı dinin mensuplarıyız.

Özetle; İslâmiyet demokrasiyle idare edilen mükemmel bir hürriyet ortamında en yüksek yerini alacak ve onun yüceliği herkes tarafından kabul edilecektir. Mükemmel mânâdaki bir demokrasi de, ancak İslâm’ın yaşandığı bir ortamda gerçekleşecek ve hayatını devam ettirecektir.

Netice: Bizler, İslâmî karakterlerle zenginleştirilmiş ve ahlâkî değerlerle güzelleştirilip yüceltilmiş dindar anlamda bir cumhuriyetin ve İslâmî bir demokrasinin samimi olarak savunucusu, demokrat ve hürriyetperver bir toplum olmayı nihâi bir hedef olarak görmeli ve her cihetle bu ulvi gayenin gerçekleşmesi için gereken gayreti şuurlu olarak göstermeliyiz. Zira, Asr-ı saadet en güzel örneğimizdir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)