Hatıralar

28 ŞUBAT 1997 VE DEMİREL’DEN ÖNEMLİ BİR HATIRA- 2 (HATIRA YAZILARI- 105)

Reklam

9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’e, eskiden söylediği ve bütün Müslümanları memnun eden bazı söylemlerini hatırlattıktan sonra kaldığım yerden devam ettim: “Sayın Cumhurbaşkanım! 28 Şubat 1997 yılındaki sıkıntılı süreçteki tavrınızdan dolayı merhum Gıyasettin Emre size sitem yüklü bir telgraf çekmiş. Siz de onu Köşke davet etmiş ve iki saat baş başa görüşmüşsünüz. Bu görüşmenin içeriğini Yeni Asya Ankara bürosunda bizimle paylaştı. Orada yapılan konuşmaların teyidini veya tashihini arzu ediyoruz.

Siz demişsiniz ki “Gıyasettin Bey! Siz benim yerimde olsaydınız, önünüze insan boyunda istihbarat dosyaları gelseydi ve askerler tarafından ilk etapta  üç bin, toplamda on bin insanın faili meçhul cinayetlerle imha edileceği ve çok kanlı bir ihtilâlle meclisin ve partilerin kapatılacağı haberi gelseydi, siz buna razı olur muydunuz?” Gıyasettin Emre “Aman efendim! Buna kim razı olur.” demiş. Siz tekrar “İşte ben ülkemin böyle yeni ve kanlı bir ihtilâle düşmemesi, meclisin ve partilerin açık kalması ve demokrasi içinde işlerin hallolması için bir içtihat yaptım ve böyle bir yol takip ettim. Meydana gelecek bütün hücum ve karalamalara göğüs gerdim. Ben Mahşer Günü hesabımı Rabbime vereceğim. Vatan sağ olsun, millet sağ olsun.” demişsiniz. Bunun mahiyeti nedir?” diye sordum ve merakla vereceği cevabı beklemeye başladık.

Demirel biraz düşündükten sonra “Gıyasettin Emre mert bir adamdır. Doğru sözlü bir adamdır. Yalan söylemeye tenezzül etmeyen bir ahlâkı vardır. Fakat şimdi merhum olmuş bir insanı yalancı çıkartmak istemem. Ben o konuşmaların ikinci kısmını her zaman söylüyorum. Ben hesabımı Allah’a vereceğimi biliyor, inanıyor ve ifade ediyorum. Fakat o konuşmanın birinci kısmı için hafızam bana yardım etmiyor.” dedi. Demirel’ce bir cevap vermişti. Devlet adamlığı da zaten bu idi. Bir kısım bilgiler, kendisi ile birlikte mezara gitmeliydi. O da onu yapıyordu.

Bu gün basın dünyasının bir kısmı da itiraf ediyor ki, Demirel siyasi içtihadıyla çok kanlı bir darbenin önünü almış ve engellemişti.  bunun bedelini ödemeyi de göze almıştı. Vefat ettiği halde onu yok sayanların ve hâlâ vurmaya devam edenlerin haddi hesabı yok.

Ezan-ı Muhammedinin (asm) okunmaya başlandığı 17 Haziran 1950 tarihinden altmış beş sene sonra, 17 haziran 2015 Çarşamba gecesi ebedi âlemlere göç eden Süleyman Demirel, on binlerce seveni tarafından Cuma günü Kocatepe Camisinde kılınan cenaze namazı ve daha sonra Cumartesi günü de İslâm Köy Şehriban Hatun Camisinde tekrar kılınan cenaze namazından sonra bâki âlemlere uğurlandı. Türkiye’nin dört bir tarafından gönüllü olarak cenazeye gelen on binlerce insan selini orada görmeliydiniz.

Yarım asırdan beri ülkeye hizmet eden, Başbakan veya Cumhurbaşkanı sıfatıyla icraatın başında olan önemli bir şahsiyetin seveni de olur sevmeyeni de olur. Mühim olan hasenat ve seyyiat muvazenesidir. Türkiye’de başbakan sıfatıyla ilk defa Cuma Namazı kılan, meclis ve meydan konuşmalarını “Cenab-ı Allah yardımcımız olsun.” diyerek bitiren Süleyman Demirel’e Allah’tan rahmet, kederli yakınlarına ve sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum. Demirel’i yok saymakla yok olmaz. Demirel eserleriyle daima yaşayacak ve hayırla anılacaktır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap