Kâinat denilen bu muhteşem âlem nihayetsiz gayeler ve maksatlar için yaratılmıştır. “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi ve tanınmayı istedim. Mahlûkatı yaratım, tâ onlarda manevi cemâlimi göreyim.” mealindeki Hadis-i Kudsî, çok önemli bir maksadın  ip ucunu vermektedir.

“Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini hem görmek hem de şuurlu mahlûkatına göstermek istemesi sırrınca, Cenab-ı Hak da âlemi bu surette yaratmayı irade etti.” diyen Bediüzzaman Hazretleri de önemli bir noktaya işaret etmektedir.

Bu kâinattan önce başka bir kâinat yoktu ki, gördüğümüz şimdiki kâinatta görünen güzellikler ondan iktibas edilsin ve kopyalansın. Demek, baştan aşağıya  kadar kâinatı tezyin eden güzellikler ve mükemmellikler, Kendi Zatı nihayetsiz güzel olan Cenab-ı Hakkın bin bir Esma-i Hüsna olarak bilinen güzel isimlerinin yetmiş bin perdelerden geçmiş gölgelerinin gölgeleridirler. O isimler yansımalarıyla Cennet âlemine sonsuz güzellikler verdiği gibi, bu kâinatı dahi baştan başa güzelleştirmiştir.

Fezanın nihayetsiz boşluğunda, güneşe bağlı şirin bir gezegen olan dünya üzerinde imtihana tabi tutulan insanlar, İlâhî cemâl ve kemâlleri görerek, onlarla Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp, sevip, emir ve yasaklarına itaat etmekle mükellef olmuşlardır. İman ve tevhid eksenli bir bakış ve nazar ile kâinatı inceleyen ve tefekkür eden müminler, bu İlâhî cemâl ve güzellikleri ve kusursuz mükemmellikleri görebilirlerken; şirk ve tabiat penceresinden varlıklara bakan insanların nazarında bu güzellikler kaybolur ve görünmez olur.

Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği misaller dürbünüyle baktığımızda bu hakikat açıkça görünür. Meselâ; nihayetsiz aciz ve zayıf olan yavrulara, memeler musluğundan Kevser Suyu gibi hoş, berrak, lâtif, gıdalı, bembeyaz bir sütü imdadına göndermek ve o sütten daha lâtif olan şefkat hissini annelerinin kalplerine yerleştirmek ve yeryüzündeki insanî ve hayvanî bütün valideleri aynı şekilde donatmak yüzünde, Cenab-ı Hakkın sonsuz  rahmeti, kerem ve ihsanının güzelliği parlak bir şekilde müşahede olunur. Eğer iman ve tevhid nazarıyla bakılmaz ve Allah adına  nazar edilmezse, bu harika  fiiller tabiata  ve tesadüfe havale edilip, o İlâhi güzellikler mahiyetini kaybeder ve abes bir duruma düşer.

Keza; dehşetli bir hastalıktan şifa bulmak yüzünde de, hakiki şifa verici olan Allah’ın cemâli ve rahmeti görünürken, iman ve tevhid nazarıyla bakılmadığı zaman, o şifa bulmak nimeti dahi cansız  ve şuursuz olan ilâçların özelliğine verilir ve bütün bütün kıymetten düşer.

Keza; dalâlet ve dinsizliğin nihayetsiz elemlerini ruhunun derinliklerinde hisseden ve dünyada dahi manevi cehennemin azabını yaşayan insana, iman ile hidayet ihsan etmek gibi en büyük bir nimeti, kendi aklının mahsulü olduğunu zanneder ve değeri cennet olan o Rahmanî pırlanta bir cam parçasına döner. (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci ile Risale-i Nur dersleri) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)