“Benden sonra benim Ehl-i Beytim öldürülmeye ve sürgünlere maruz kalacaktır.” diye haber veren Kâinatın Efendisi (asm), istikbale ait olacaklardan bahsetmiş ve Ehl-i Beyti de aynı durumlara giriftar olmuştu.
Aynı nurlu nesilden gelen Bediüzzaman Hazretlerinin de hayatı bu durumdan kurtulamadı. Kur’an-ı Kerim’e tefsir yazıyor, milleti ve bilhassa gençliği dindarlaştırıyor diye sürgünlere ve mahkemelere sevk edildi. Berat ettiği halde, tekrar tekrar mahkemelere düştü, sürgün edildi ve göz hapsinde tutuldu. Batılı bir toplum meydana getirme emelinde olan o devrin devlet adamlarında, dehşetli bir Süfyanî deccaliyet mânâsı hükmediyordu. “Din öldürülecektir.” felsefesini bir misyon olarak icra ediyorlardı. Kanun zoruyla millete yabancıların fötr şapkasını ve kasketini giydirmişler, Kur’an yazısını yasaklamışlardı. Az zamanda çok işler gerçekleştirmişler ve üç yüz senede yapılamayacak tahribatı yapmışlardı. Yeni yetişen nesillerin dinden uzak olması için okullardan din dersleri kaldırılmış, köy enstitülerinden mezun olan öğretmenler Anadolu’ya yayılarak, yeni nesli dinsiz olarak yetiştirmek için bütün güçlerini kullanmışlardı.
İşte, Bediüzzaman böylesine çok yönlü tahriplerin devlet eliyle icra edildiği dehşetli bir devrin manevi tamircisiydi. Maddi olarak belki gücü yoktu fakat fikir ve iman bakımından onlara galebe çalacaktı. Tahrip ne kadar büyükse, tamirci de manevi kimlik bakımından o kadar büyüktü. Baba tarafından Hazret-i Hasan’a (r.a.), anne tarafından Hazret-i Hüseyin’e (r.a.) dayandığını ifade eden Bediüzzaman’a, Gavs-ı Âzam Şeyh Geylânî Hazretleri de ismen işaret ediyor ve “Said benim muhabbetimde sâdık olduğu ve ihlâsa çalıştığı için maişet hususunda mes’ud yaşayacak, sâdık ve muhlis yardımcıları ve talebeleri olacak.” diyordu.
Gavs-ı Âzam, Bediüzzaman’ın hayatı boyunca ona Allah’ın izniyle koruyucu bir melek gibi yardımcı olmuştu. Hazret-i Ali (r.a.), Ercuze ve Celcelutiye adını verdiği iki kasidesinde bizzat ona hitap etmiş ve “Siracü’n-Nur, Siracü’s Sürc, Ayetü’l- Kübra, Asa-yı Musa” gibi eserlerinden bahsetmiştir. Daha bir çok eserlerinden telif numarasını da vererek bahsetmesi, onun büyük bir silsile-i kerameti olmuştur. Yaş ve kuru ne varsa içinde var olan Kur’an-ı Kerim’in otuz üç ayetinin de işaret ve tahsinine mazhar olan Risale-i Nur, âhirzamanın en dehşetli dinsizlik taarruzları karşısında Çin Seddi gibi bir sed oluşturmuş ve ehl-i iman elinde elmas bir kılıç olmuştur. Böylece Süfyanî deccaliyet karşısında Mehdiyet vazifesini ifa eden Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, sonunda fikren ve ilmen galip olmuş, Süfyaniyet ise mağlup duruma düşmüştür.
Onun manevi kimliği zamanla bu millet tarafından daha iyi anlaşılacak ve lâyık olduğu ilgi ve alâkayı görecektir, inşaallah.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

