Bir tek tür olan insanlık âlemine, diğer hayvanların türleri kadar vazife gördürmek ve imtihanına vesile olmak gibi daha bilmediğimiz binlerce hikmetler ve gayeler için; mahiyetine yerleştirdiği istidat ve kabiliyetlere bir had ve sınır koymayan Cenab-ı Hakkın, emir ve yasaklarına boyun eğmekle ve itaat etmekle vazifeli olan insanlar, fıtratına konulan duygularının esiri olurlarsa, nihayetsiz bir zulüm ve adaletsizliğe sebep olurlar.

İslâm hukuku önünde bir tarağın dişleri gibi birbirine eşit olan Âdemoğulları, fıtraten eşit yaratılmamışlardır. Kimileri zeki, kimileri gabi, bazıları zengin, bazıları fakir yapılmışlardır. Bunda da binlerce hikmetler saklıdır. Buna binâen zekiler diğerlerini aldatmakta, kuvvetliler zayıfı ezmektedirler.

İşte, bu adaletsizlikleri yok etmek ve güçlülerin istibdat ve zulümlerini ortadan kaldırmak için, Kur’an düstur ve prensipleriyle mensubu olan milletleri mesut ve bahtiyar etmiştir. Sahabeler başta olarak bütün müminleri, kemâlat-ı insaniyenin doruk noktalarına kadar yükseltmiş ve insanı gerçek insanlık seviyesine yüceltmiştir.

Onun içindir ki, Sahabeler doğruluk yolunda, imana ve Kur’an’a hizmet için malından mülkünden vazgeçmiş ve bu uğurda öz vatanlarından hicret etmeyi tercih etmişlerdir. Doğruluk İslâm dininde en büyük esastır. Zira, İmanın mahiyeti sıdk ve doğruluğa dayanır. İnkârın mahiyeti ise, yalana ve reddetmeye istinat eder.

İnsanı ahlâken  yücelten ve diğer insanlara üstün kılan imanı ve ona dayanan ve güzel ahlâkın temeli olan doğruluğudur. Yalan ile iman bir arada barınamaz. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Yalana, hileye ve aldatmaya tevessül eden insanlar, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, insanlara oyuncak ve maskara olurlar.

asyanur.info  samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)