Cenab-ı Hak, insan bedeninde geçici olarak misafir ettiği ruhu, hayatını devam ettirebilmesi için üç kuvve ile techiz etmiş ve donatmıştır. Bu kuvveleri tahlil eden Bediüzzaman Hazretleri, bunların akıl kuvvesi, gadap denilen öfke kuvvesi ve şehvet kuvveleri olduğunu ifade etmektedir.

Bahsi geçen kuvvelerin de, ifrat, tefrit ve vasat mertebeleri olmak üzere üçer mertebesi olduğunu belirtmektedir. Mevzumuzla ilgisi olan gadap kuvvesinin, ifrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddi ve ne de manevi hiçbir şeyden korkmaz. Ne Allah’ın gazabını  ve ne de cehennem ile yapılan tehditleri dikkate almaz. Tefrit mertebesi ise cebanettir. Yani korkulmayacak şeylerden dahi korkar. Vasat mertebesi ise, şecaat denilen cesarettir. Gadap kuvvesinin istikameti işte bu mertebedir. Yani, dinî ve dünyevî hukuku için gerektiğinde canını verir, meşru olmayan şeylere ise karışmaz. Şecaat ve cesaretin gerçek kaynağı iman, cebanet ve korkaklığın kaynağı ise inkâr ve dalâlettir. Bir insanda iman ne kadar güçlü ve kuvvetli olursa, cesaret vasfı da o nispette kuvvet kazanır. İman gücünün zayıflığı nispetinde de cesaret vasfı ortadan kalkar. O insan, korkakların sınıfına dahil olur.

Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle izah eder: “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler. Onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri (ajanları) ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avamın (halkın) ve bilhassa ulemanın (âlimlerin) bu damarından çok istifade ediyorlar.” (Mektubat s. 403) diyen Bediüzzaman, az bir  dünya zararı yüzünden kudsî hizmetten geri çekilmemek lâzım geldiğini ve yüzde yüz binler âhiretimize zarar verecek bir yola girilmemesini telkin etmektedir.

Düşman karşısında gösterilecek korku ve zayıflık alâmeti düşmanı durdurmak yerine, hücumunu daha da arttıracağı herkesin bildiği bir hakikattir. Havlayarak gelen bir köpekten kaçılması, onu daha fazla hücum etmeye sevk ederken, yerden alınan bir taş ile üstüne gidilmesi, onun kaçmasına vesile olduğu bilinen örnektir.

Bediüzzaman Hazretlerinin bunun örneğini bizzat yaşadığını görüyoruz: “Hem madem bir zalim ve vicdansız bir adam, birisini yere atıp ayağıyla onun başını kat’i ezecek bir surette davransa, o yerdeki adam eğer o vahşi zalimin ayağını öpse; o zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden evvel ölür. Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur. Hem o canavar vicdansız zalime karşı zaaf göstermekle, kendisini ezdirmeye teşci eder (cesaretlendirir). Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne tükürse, kalbini ve ruhunu kurtarır, cesedi bir şehid-i mazlum olur. Evet, tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine!..) (Mektubat s. 405)

asyanur.info  samicibeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube- Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)