2 Nisan 2015 Cuma akşamı, Denizli Yeni Asya  hizmet binasının, yüz metrekareden fazla olan geniş salonu oldukça kalabalık bir cemaatle doluydu. Yıllar ne kadar da çabuk geçiyordu. Beş sene önce geldiğim Denizli’ye, bu kadar uzun ara verdiğimi kendileri söylediler.

Nur Risalelerinden ve değişik yerlerden yaptığımız dersimiz, hepimiz için bir feyiz kaynağı oldu. Cumartesi öğle namazından sonra ve Cumartesi akşamı gelenlerle yapılan diğer derslerimiz de şevkimize şevk kattı. Allah için birbirini sevmenin ve muhabbet fedaisi olmanın tadı bir başka oluyordu. Temsilcimiz Mehmet Cebe kardeşin yayınevimizden getirttiği iki yüz elli adet farklı kitabın ders sonlarında imzalanması da ayrı bir hizmete vesile oldu. Her biri Nur Risalelerinin şerh ve izahı mahiyetinde olan kitaplar ve içindeki makaleler, dâvâ arkadaşlarımızla bizim adımıza hakikatleri paylaşmaya devam edeceklerdi. Hele “Risale-i Nur Mesleğinden Ölçüler” kitabı, Nur hizmeti esnasında rotamızı net bir şekilde tayin etmede hepimize yardımcı olacaktı. Bunlar önemli şeylerdi. Çünkü ihlâs, istikamet, sadâkat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip olmak ve muhafaza etmek için bunlar gerekliydi.

Bu arada, Cuma günü namazdan sonra, Denizli hapsindeyken hastalanıp, Bediüzzaman Hazretlerinin yerine şehit olarak vefat eden İslâm köylü Hafız Ali Ağabeyin, büyük kabristandaki mezarını ziyaret ettik. Onun ruhu için, Cennet bahçelerinden bir bahçe olan kabrinde haşrin sabahını bekliyordu.

Bediüzzaman 15 haziran 1944 tarihinde hapisten tahliye olduktan sonra, bir kaç talebesiyle gittiği ve ziyaret ettiği Hafız Ali Ağabeyin kabri başında Yasin ve diğer sureleri okuduktan sonra, Hafız Ali Ağabey için “O bir yıldızdı.” diye söylüyor. Herkes ister istemez başını semaya kaldırdığında, gündüz ortasında bir yıldızın gökte parladığını görüyorlar. Bu hatırayı da orada paylaştık. Oradan biraz  daha yukarıda bulunan Hasan Feyzi Ağabeyin de kabrini ziyaret ettik. “Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak.” şiiriyle Üstada canını adayan ve Hafız Ali Ağabey gibi, Bediüzzaman’ın yerine hastalanıp şehit olan Hasan Feyzi Ağabey de, âsude kabrinde yeniden dirilişin sabahını bekliyor ve yüzde doksan dokuz dostlarıyla birlikte mutlaka ruhanî sohbetlerine devam ediyordu. Ona ve kabristanda bulunan bütün ehl-i iman mevtalara ihlâs ve Fatihalar okuduk. Gerçekten de duygulandırıcı bir tabloydu. Bir zaman gelecek, bizler de onların halleriyle hallenecektik. Bu dünyanın fâni olan hiç bir meselesi kalbin alâkasına değmiyordu. Allah’ın rızası için ne yapabilirsek, bâki kalacak olan onlar olacaktı. Öyle ise, bütün gücümüzle kudsî iman ve Kur’an hizmetine koşmalı, onun dışındakileri kalbe koymamalıydık.

Gece yirmiüç otobüsüyle Ankara’ya dönerken, iki günlük hizmetin verdiği manevi lezzeti ruhumda hissediyor ve müfritâne irtibatı geciktirmemenin icap ettiğini düşünüyordum.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)