İnsan, Allah’ın sayısız nimetlerine mazhardır. İki nimetin bir arada verilmesine de iktiran tabir edilir. Çoğu insanlar bu gerçeği birbirine karıştırarak, birini diğerinin hakiki illeti ve sebebi zanneder. Minnet ve teşekkürünü o sebebe tevcih eder.

Hüsrev ve Refet gibi talebeleri ile  iktiran gerçeğini fiilen yaşayan Bediüzzaman Hazretleri onları misal olarak verir: “Onlar derler ki; ‘Eğer üstadımız buraya gelmeseydi biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifadesi, istifademize illettir.’ Ben de derim; ‘Ey kardeşlerim! Cenab-ı Hakkın bana da, sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş. İki nimetin illeti de rahmet-i İlâhiyedir. Ben de sizin gibi, iktiranı illetle iltibas ederek, bir vakit Risale-i Nur’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirtlerine  çok minnettarlık hissediyordum. Ve diyordum ki ‘Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmi bir bîçare nasıl hizmet edecekti?’ Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyla olan hizmetten sonra, bana da bu hizmette muvaffakiyet ihsan etmiş. Birbirine iktiran etmiş; birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnettarlığa bedel, dua ve tebrik ediniz.” (Lem’alar s. 326)

Veciz ve en güzel bir tarzda anlatılan bu “iktiran” gerçeğine binaen, mazhar olunan nimetler için ruh-u canımızla Allah’a şükreder ve minnettarlığımızı  sadece Ona arz ederiz. Onun ihsanıyla birlikte mazhar olduğumuz nimetler için de, iman hizmetinde birlikte çalıştığımız dâvâ arkadaşlarımıza dua ederek onları tebrik ederiz. Aynı dâvâya birlikte çalıştığımız için onların varlığıyla iftihar ederiz.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)