Aynı dâvâ etrafında bir araya gelen ve kaderin sevkiyle birlikte iman ve Kur’an’a hizmet eden İslâm fedaileri, birbirlerini samimi olarak Allah için sevmelidirler. Kalpten ve yürekten olmayan, sun’i ve sahte olan muhabbetler, Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık talebelerine yakışmaz ve hemen belli olur.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespitleri çok önemlidir: “Medar-ı necat ve halâs, yalnız ihlâstır. İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Bir zere ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müraccahtır. İhlâsı kazandıran harekâtındaki sebebi sırf bir emr-i İlâhi ve neticesi rıza-yı İlâhi olduğunu düşünmeli ve vazife-i İlâhiyeye karışmamalı. Her şeyde bir ihlâs var. Hatta muhabbetin de bir zerresi, batmanlarla resmi ve ücretli muhabbete tereccüh eder (üstün gelir). İşte bir zat bu ihlâslı muhabbeti böyle tarif etmiş ‘Ben muhabbet üzerine bir rüşvet, bir ücret, bir mukabele, bir mükâfat istemiyorum. Çünkü mukabilinde bir mükâfat, bir sevap istenilen muhabbet zayıftır, devamsızdır.’ Hatta hâlis muhabbete tam mânâsıyla validelerin şefkatleri mazhardır. Valideler, o sırr-ı şefkat ile, evlâtlarına karşı muhabbetlerine bir mükâfat, bir rüşvet istemediklerine ve talep etmediklerine delil, ruhunu, belki saadet-i uhreviyesini de onlar için feda etmeleridir.” (Mesnevi-i Nuriye s. 146)

Risale-i Nur’un hâlis ve sâdık Nur Talebeleri, birbirlerini Allah için ihlâs ile severler. Özellikle, iman ve Kur’an hizmetine her türlü dünyevi imkânlar hazırken hayatını vakfedenleri göz bebeği gibi muhafaza ederler.  Bazı insanların “Biz muhabbet fedaileriyiz” diyerek dışarıdaki insanlara muhabbet, içeride ise husumet fedaisi gibi olmaları hiç bir cihetle ihlâs ile izah edilemez. Merhum Zübeyir Ağabey “Dışarıdan gelen insanlara her türlü nezaket ve muhabbeti gösterip, yıllarca birlikte çalıştıkları dâvâ arkadaşlarına aynısını göstermeyenlere ben riyakâr nazarıyla bakıyorum.” demesi, ne kadar haklı bir sitemdir!

Hülâsa: “Muhabbet, uhuvvet ve sevmek, İslâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır. Ehl-i adavet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki: Ağlamak ister, bir şey arıyor ki, onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz bir şey ağlamasına bahane olur. Hem insafsız, benbin bir adama benzer ki; su-i zan mümkün oldukça, hüsn-ü zan etmez, bir seyyie (fenalık) ile on haseneyi (iyiliği) örter. Bu ise, seciye-i İslâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder.” (Hutbe-i Şamiye s. 139)

Evet, bizler muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur. Bize fenalık da edilse, fenalığa karşı iyiliğin en güzeliyle karşılık vermek durumundayız. Çünkü, Cenab-ı Hak bizden ayet lisanıyla öyle olmamızı istemektedir.

asyanurnur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)