Anadolu Seyahat Notları

YOZGAT FEDAKÂRLARI (NOSTALJİ YAZILARI-8)

Hiç mola vermeden ulaştığım Yozgat iline indiğimde, ikindi namazı biraz gecikmişti. Sür’atle şehir merkezindeki büyük camiye gittim. Namazı müteakip değerli dostum Abdulvahap kardeşi aradım ve “Camide akşam namazında buluşalım.”dedim. Öylece anlaştık. Bu arada, buram buram tarih kokan Büyük Camiyi içinden ve dışından incelemeye başladım. Otuz beş metre yüksekliğindeki kubbesi ve ince uzun minaresiyle, şehrin her tarafından görülebilen ulu mabet, müezzinin anlattığına göre Rumi 1193 tarihinde, yani Milâdi 1776 yılında Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmış. O tarihten on altı sene sonra da kardeşi Süleyman Bey tarafından, altı küçük kubbeyle üstü örtülü son cemaat yeri denilen kısım ilâve edilmiş.

Çapanoğulları Yozgat’ta bilinen en meşhur sülale. Haklarında söylenen şeylerin, söylenti ve iftira olduğunu ifade eden müezzin Mustafa Efendi, onların çok cömert ve bir kısmının veli olduğunu söyledi. Caminin avlusunda medfun olan bu muhterem insanların, dedeleri Çopur Ömer Efendi Yozgat çamlığında koyun güderken, yanına kim olduğunu bilmediği bir pir-i fâni gelir ve Çopuroğlu Ömer Efendiye dua eder. “Yoza yoz gat.” Yani koyunların bol olsun der. Şehrin Yozgat adının oradan geldiği söylenir. Ömer Efendi bu duaya karşı şehrin merkezinde bir cami yaptırmaya karar verir. O pir-i fâni zat, yüz sene sonrasını düşünerek plan yapmasını tavsiye eder. Ömer Efendi de planı o meçhul zata bırakır ve cami planını o zat yapar.

Cami dışında iki nöbetçi gibi, sağında ve solunda iki çam ağacı, Osmanlı mimarisiyle yapılmış şadırvanı, etrafını çevreleyen yüksek duvarları, haşmetli kubbesi, zarif minaresi, yan avludaki kabristanı ve camiyi yaptıran değerli insanların türbeleriyle beraber, kubbeden sarkan dev avizesi, mermer işlemeli mihrabı ve minberi camiye lâhuti bir hava vermiş.

Kalabalık bir cemaatle akşam namazını kılmadan evvel, müezzin efendinin teklifiyle, Yozgat semalarında çınlayan Ezan-ı Muhammediyi  (asm) okudum. Bir zamanlar Çam dağındayken, asrın sahibi Bediüzzaman, Şem’i Güneş adındaki talebesine “Çam ağacının tepesine çık, namaz için ezan oku kardeşim!”demiş. Ezan bitince “Dağlar taşlar sana şahit olsun kardeşim!”diye Bediüzzaman’ın bu duasını hem anlatan hem ağlayan Şem’i amcayı o an hatırladım ve duygulandım. Bu duanın bizim için de geçerli olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ettim. Tam birer Osmanlı efendileri olan imam ve müezzin efendilerle tanışıp, kısa bir sohbet ettikten sonra, camiden Abdulvahap kardeşle ayrılırken, kendimi iki yüz senelik maziden tekrar günümüze gelmiş veya rüyadan uyanmış gibi hissettim.

Şehrin en büyük caddesi üzerinde ve en merkezi yerindeki geniş dershaneye geldiğimizde Yozgat fedakârları bizi bekliyordu. Yerköy ilçesinden gelen kardeşlerimizin de katılımıyla  meydana gelen kalabalık bir toplulukla gece yarısına kadar ders ve sohbetimiz devam etti. Ders sonrası geride kalan dostlar ve talebe kardeşlerle bir hayli istişari sohbetlerimiz devam etti.

Yakın bir geçmişte sıfır noktasından hizmet başlayıp, bu gün fevkalâde bir konuma gelen Yozgat ilinde, iman ve Kur’an hizmetini buralara kadar zor şartlar altında taşıyan fedakâr dostlarımızı ve öğrenci kardeşlerimizi yürekten tebrik ediyor, daha nice böyle şevkli ve gayretli hizmetlere vesile olmalarını Cenab-ı Haktan niyaz ediyoruz. Var olun, sağ olun dostlar!

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap