“İnsan, ihsan edenin kuludur.”denilmiştir. En küçük bir ihsan ve ikram karşısında teşekkür etmeyi ruhunda bir borç olarak hisseden insanın, saymakla bitirilemeyecek kadar verdiği nimetlerine mazhar olduğu Rezzak-ı Kerimine karşı minnetsiz olması ve Ona şükür ve ibadetini arz etmemesi, akla ve vicdana zıt olduğunu, zerre kadar insafı olan idrak eder. Elbette insanlıktan çıkmamış insanlar, Allah’a karşı bu minnet ve şükrünü yerine getirecektir.
Her gün, iki vakit ortasında birikmiş yekûn nimetlere şükür ve hamd mânâsında olan namaz, Cenab-ı Hak tarafından günde beş vakit olarak müminlere farz kılınmıştır. Milyonlara değer hediyelerin, makbul adamlar tarafından padişaha götürüldüğünü gören ve elindeki beş kuruşluk hediyenin bir hiç olduğunu farkeden fakir bir insanın, birden bütün o hediyeleri kendi namına padişaha arz etmesi ve “Elimden gelseydi bu hediyelerin bir mislini sana hediye ederdim.” demesi ne kadar halisâne bir niyet ise; müminin namazında bütün mevcudatın lisan-ı hal veya lisan-ı kal ile Allah’a arz ettikleri tesbihat ve manevi hediyeleri arz etmesi de, o nispette manevi ve makbul bir şükr-ü küllidir.
“İnsanı, en âlâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vasıtası, şükürdür. Şükür olmazsa, esfel-i safiline (en aşağı seviyelere) düşer, bir zulmü azimi irtikap eder.” (Mektubat s. 351)
İşte namaz, insanı insan eden ve külli bir şükür yaptıran muazzam bir ibadettir.
“Şükrün mikyası kanaattır ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir; haram helal demeyip rast geleni yemektir.” (Mektubat s. 250)
Cenab-ı Hak, cümlemizi şükür ve namaz ehlinden eylesin.
asyanur.info samicebeci.net (YouTube-Sami Cebeci videoları)

