İslam ve Kur'an

SÖZÜNDE DURMAK- 1

Reklam

Mahlukat içinde en kıymetli varlık olan insanlar ve insanlar içinde en kıymetlisi olan Müslümanlar ve Müslümanların içinde de en değerlisi olan tahkiki imana sahip olan müminlerdir. Samimi ve ihlâslı müminler, insanlığa şeref ve itibar kazandıran ve insanlığın ortak şerefini temsil eden örnek insanlardır.

Takva sahibi olan samimi müminler, konuştuğu zaman doğru söylerler, söz verdiği zaman sözünde dururlar, bir emanet verildiğinde ona hıyanet etmezler ve bir anlaşma yaptıkları zaman  ona sadâkatla bağlı kalırlar.

Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın övdüğü bütün güzel ahlâklara sahip ve güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini beyan eden ve her cihetle müminlere asırlar boyu rehberlik yapıp numune-i imtisal olan Sevgili Peygamberimiz (asm), verdiği sözde durma hususunda da hayatı boyunca örnek tavırlar sergilemiştir. Bir sahabesiyle bir yerde buluşma sözü veren Peygamber Efendimiz (asm), üç gün arka arkaya aynı vakitte buluşma yerine gider. Her nasılsa buluşma sözünü unutup, Resülullah’ın (asm) bu halini öğrenen sahabe, mahçup bir tavırla “Ya Resülullah! Neden bu kadar kendinizi zahmete attınız?” der. Allah Resulünün (asm) verdiği cevap ne kadar enteresandır! “Seni sözünde durmayan bir adam durumuna düşürmemek için ey kardeşim!” diye cevap verir.

Resul-ü Ekrem’in (asm) hayatı bunun gibi nice örneklerle doludur. Hicretten altı sene sonra, Milâdi 628 yılında bin dört yüz sahabesiyle sırf Kâbe’yi tavaf niyetiyle yola çıkan ve yanlarında kılıçtan başka silah bulundurmayıp,niyetlerinin sadece Umre yapmak olduğunu elçileriyle bildiren Peygamber Efendimiz (asm) ve sahabeleri, Hudeybiye mevkiinde durmak zorunda kaldı. Mekke müşriklerinin elçisi olarak gönderilen Süheyl bin Amr ile bir anlaşma yapıldı. Buna Hudeybiye Anlaşması denildi. Buna göre, Müslümanlar bu sene Kâbe’yi tavaf etmeyecek, fakat gelecek sene tavaf edebileceklerdi. Kâbe’yi tavaf ettikten sonra da üç günden fazla kalamayacak ve Mekke’yi terk edeceklerdi. Mekke’den Müslümanlara sığınan olursa geri iade edilecek, Medine’den Mekke’ye sığınan olursa iade edilmeyecekti. Ve on yıl süreyle barış sağlanacak ve karşılıklı savaş açılmayacaktı. Altı yedi maddeden meydana gelen Hudeybiye Anlaşması yeni imzalanmıştı ki, bir fırsatını bularak kaçan elleri ve ayakları zincirle bağlı Ebu Cendel geldi ve Resülullah’a (asm) sığındı. Ebu Cendel, anlaşmayı Mekkeli müşrikler adına imzalayan Süheyl bin Amr’ın oğluydu. Süheyl ateş saçan gözleriyle oğluna baktıktan sonra, Resülullah’a (asm) döndü ve “İşte şimdi tam sırası. Bakalım sözünde durup anlaşamaya sâdık kalacak mısın? Oğlumu bana iade edecek misin?” dedi. Müslümanlığı kabul eden Ebu Cendel’in iadesine bütün sahabeler karşıydılar. Allah Resulü (asm) Ebu Cendel’e döndü ve “Ya Ebu Cendel! Sen sabret ve katlan. Allah muhakkak sana ve senin gibi olanlara bir kurtuluş kapısı açacaktır.” diyerek anlaşmaya sâdık kalarak iade etti. Gözyaşları içinde babasına verilen Ebu Cendel, daha sonraki zamanlarda bir fırsatını bularak tekrar kaçtı ve Mekke ile Medine arasındaki dağlara çıktı. Zamanla sayıları üç yüzü bulan arkadaşlarıyla, Mekkelilerin kervanlarını yağmaladı. Mekkeliler bu duruma dayanamayarak, Hudeybiye Anlaşmasının o maddesini kaldırdıklarını ilan ettiler. Böylece, Ebu Cendel ve arkadaşları Medine’ye gidip, Resülullah’a (asm) ve sahabelere kavuştular.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersi)

Reklam

Yorum Yap