İslam ve Kur'an

MÜMİN İKEN MÜNKİR SAYILMAK TEHLİKESİ- 2

(Dünden devam)

İslâm ile iman arasındaki önemli farkları nazara veren Bediüzzaman şöyle devam ediyor: “İslâmiyet iltizamdır, iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkiyaddır; iman ise hakkı kabul ve tasdiktir. Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’an’iyeye şiddetli taraftarlık gösteriyorlardı. Demek, o dinsiz, bir cihette, hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı ‘Dinsiz bir Müslüman’ denilirdi. Sonra bazı müminleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’an’iyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar ‘gayr-ı Müslim bir mümin’ tabirine mazhar oluyorlar.”

“Acaba, İslâmiyetsiz iman medar-ı necat(kurtuluş sebebi) olabilir mi? El cevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz.” (Mektubat s. 38)

Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklere, peygamberlere, kitaplara, âhirete ve kadere iman gibi altı rükünden meydana gelen iman hakikatinin bir bütün olduğunu ve bir şarta iman etmenin bütün şartlara da iman etmeyi zaruri kıldığı bilinen bir hakikattir. Zira, imanın rükünlerinden birini ispatlayan bütün delillerin, diğer rükünleri de ispatlayıp  gerektirdiğini ve bir rüknü inkâr eden kimsenin, diğer rükünleri de inkâr etmiş sayılacağını beyan eden Bediüzzaman; Allah’a ve âhirete inandığı halde, bir kısım rükünleri inkâr edenin münkir sayılacağını ve müminlerden olamayacağını belirttiği gibi; ahkâm-ı Kur’an’iyeye (Kur’an’ın hükümlerine) taraftar olmayan müminlerin de kurtuluşa eremeyeceklerini, takip ettiğimiz ifadeleriyle ortaya koyuyor.

Mümin olmadığı halde, Kur’an’ın hayatı tanzim eden hükümlerine, hakperestlik yaparak taraftarlık gösteren yabancı müsteşrikler, âhirette azaptan kurtulamayacakları gibi, mümin olduğunu söylediği halde, Müslüman olmanın gereği olarak Kur’an hükümlerine taraftar olmayan, iltizam etmeyen, hatta onları reddeden kişiler de yakalarını ateşten kurtaramayacakları anlaşılıyor.

Fakat bir şey var ki, mümin ve Müslüman olduğu halde, çeşitli sebeplerden ve dahili ve harici etkenlerden dolayı Kur’an’ın hükümlerini icra ve tatbik edemeyen yöneticiler, Kur’an’ın muamelat ve had cezalarını ihtiva eden İlâhi hukuk hakkında, ileri geri konuşarak manen kendilerini zor duruma sokmamalıdır. Çünkü, mecburi durumların sevkiyle Kur’an hükümlerini icra ve tatbike sokamayan bir kısım siyasilerin, İslâm hukukunun çağ dışı kaldığını söyleyerek kendi âlemlerinde dışlamaları, o hükümlere olan iltizam ve taraftarlıklarını yok eder. O ise, sahibini gayr-ı Müslim bir mümin konumuna düşürür ki, neticesi âhiret diyarında çok vahim olacaktır.

“On üç asır evvel Şeriat-ı Garra (parlak İslâm hukuku) teessüs ettiğinden, ahkâmda Avrupa’ya dilencilik etmek, din-i İslâm’a büyük bir cinayettir. Ve şimale müteveccihen (Kuzeye dönerek) namaz kılmak gibidir.” (Divan-ı harb-i Örfi s.65) diyen Bediüzzaman Hazretlerine kulak verilmeli, tatbik edemiyorsa bile, o hükümlere taraftar olmayı ihmal etmemelidir. Ta ki, hem Müslüman hem de mümin olarak kalabilsin. Bu nokta çok önemlidir ve dikkat etmek gerekir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap