Hatıralar Geçidi Risale-i Nur Hizmeti

MEDİNE YOLCULUĞU VE DÖNÜŞ (HATIRALAR GEÇİDİ-52)

Reklam

Dört yüz elli kilometrelik Mekke ve Medine yolu altımızdan su gibi akıyordu. Yedi saat süren yolculuk sona ererken, Medine ve Ravza-i Mutahhara’nın minareleri göründü.

Kâbe-i Muazzama’ya yaklaşırken getirdiğimiz coşkulu tekbirlere bedel, burada Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimize (asm) getirilen salâvatlar, gözyaşlarımızı sel yapıp akıtmıştı. O nasıl bir hâl Allah’ım! Anlatılacak gibi değil. Ancak yaşanır. Otelimize yerleştikten sonra hemen Resülullah’a (asm) koştuk. Burada kırk vakit namaz kılmak sünnettir. Sekiz gün boyunca, öğle namazını müteakip Mucizat-ı Ahmediye (asm) dersimize Mescid-i Nebevi’de devam ettik. Şemsiyelerden en sağdakinin direğine yaslanıyor ve halka halinde toplanan hacılarla o bahisleri paylaşıyorduk.

Merhum Selahattin Yeşilyurt, Mescid-i Nebevi’nin vazifelisi idi. Teknik işlere bakıyordu. Bir ara geldi ve “Aman, sakın halka şeklinde ders yapmayın. Siyasi ders yapıyor diye tutuklayabilirler. Saf düzeninde durun.” diye ikaz etti. Her taraf kamerayla doluydu. Her halimiz görülebiliyordu. Hacılara dikkat etmelerini ve saf düzeninde durmalarını rica ettik fakat ne mümkün! Her neyse. Resülullah’ın (asm) misafiriyiz düşüncesiyle fazla da telâşa kapılmadık. Hayret edilecek bir durum ki, sekiz gün boyunca derslerimize her öğle namazı sonrası devam ettiğimiz, resmi ve gayr-ı resmi polisler etrafımızdan geçtikleri halde, bir defa olsun müdahale etmediler. Orada, Mucizat-ı Ahmediye (asm) risalesini bitirdik, elhamdülillah.

Her ikindi namazını da Cennet Bahçesi olarak hadislerde bildirilen bölümde kılmayı Allah nasip etti. Diğer vakit namazlarını başka yerlerde kılmaya çalışıyorduk. Çünkü, orada başka Müslümanların da hakkı vardı. O kadarına da kanaat etmeliydik.

Hac yolculuğumuz toplam otuz üç gün sürmüştü. Esenboğa hava alanına indiğimizde, yakın akrabalar ve cemaatten bazı gönül dostlarımız karşıladılar. 14 Mayıs 1994 tarihinde dönüşümüzden sonra, bir hafta kadar evde kaldık. Gelen ziyaretçilerle meşgul olmak durumu oldu.

Daha sonra, Maltepe’deki vakıf binamıza gittim. Manisalı İbrahim adında bir kardeşimiz dilekçe yazmakla meşguldü. Kucaklaştıktan sonra “Elindeki nedir?” diye sordum. “İşe girmek için müracaat dilekçesi yazdım.” dedi. Halbuki, mezun olduktan sonra bir müddet hizmette kalması için anlaşmıştık. “Anlaşmamıza ne oldu?”  diye sordum. “Hizmette kalma meselem meşverete sunuldu fakat kabul görmedi. Ben de işe girmek için çalışıyorum.” dedi. Dilekçeyi istedim ve bir güzel yırttım. “Perşembe günü bir daha meşveret heyetine sunalım.” dedim. Çünkü, bizler gittikçe yaşlanıyorduk. Öğrencilerle ilgilenecek daha genç bir ara kuşağa ihtiyacımız vardı.

Meşveret heyetinde gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra “Eğer, maddi imkânlarımız yeterli değilse, benim aylığımın yarısını bu kardeşe verelim.” dedim. Bunun üzerine oy birliği ile kabul edildi. Zaten, maddi imkânlarımız fazlasıyla yeterliydi. Böylece bir çığır açılmış oldu. Bu hadiseden sonra, bir hayli kardeşimiz mezun olduktan sonra geçici de olsa hizmette kalmaya başladılar. Şu hatıraları yazmaya başladığım 2009 yılı itibariyle, Manisalı İbrahim kardeş on beş senelik bir vakıf olmuştu. Onun gibi, yirmiden fazla vakıf kardeşimiz, Ankara’nın çeşitli hizmet mahallerinde hizmetlerine devam ettiler ve ediyorlar, elhamdülllah. (devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap