Tefekkür

MARİFETULLAH İLMİ

Dünyaya gelen her insan belli bir yaşa geldikten sonra kendini ve her şeyi sorgulamaya başlar. “Ben kimim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Bu dünyada vazifem nedir? Beni buraya gönderen kim? Benden ne istiyor? Bu kâinatı kim yarattı? Allah nedir? Bir tek zat bütün varlıkları nasıl yaratır ve yönetir? Dünya ve kâinatın sonu ne olacak? Kıyametle kâinat yıkılacaksa âhiret denilen şey olacak mı? Ben öldükten sonra ne olacağım?” Daha bunlar gibi binlerce sorular insan beynini kemirir durur. Cevabını bulursa mesele yok. Değilse dünya ve hayat o insan için cehennemden farksız olur.

Bahsi geçen temel soruların cevabı ancak gerçek bir Allah inancıyla verilebilir. Allah olmadan hiç bir şeyin izahı yoktur. Zira her şeyi yaratan, yöneten ve ölümden sonra tekrar insanı ve kâinatı yaratacak olan Allah’dır. Bu bakımdan, marifetullah ilmi denilen Allah’ı bilmek ve Onu isim ve sıfatlarıyla tanımak her şeyin başıdır. Taklidi bir Allah inancı istenilen sonucu vermez.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “Allah’ı bilmek, bütün kâinata ihata eden (kuşatan) rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’i ve külli her şey Onun kabza-i tasarrufunda (yönetim avucunda) ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’i iman etmek; ve mülkünde hiç bir şeriki (ortağı) olmadığına ve Lâilâhe illallah kelime-i kudsiyesine, hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa ‘Bir Allah var’deyip, bütün mülkünü esbaba (sebeplere) ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek -hâşâ- hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak ve her şeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiç bir cihette Allah’a iman hakikati onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevi Cehennemin dünyevi tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.

Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır. Evet, kâinatta hiç bir zişuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Halık-ı Zülcelâli (Allah’ı) inkâr edemez..Etse, bütün kâinat onu tekzip edeceği (yalanlayacağı)için susar, lâkayt kalır.

Fakat Ona iman etmek, Kur’an-ı Azîmüşşanın ders verdiği gibi, O Halıkı sıfatlarıyla, isimleriyle, umum kâinatın şahadetine istinaden kalben tasdik etmek; ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak, ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tövbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.” (Emirdağ Lâhikası s.349)

İşte toplum hayatındaki herkesi üzen tatsız olayların altında, gerçek bir Allah inancının kalplerde bulunmaması yatıyor. Milletçe Allah’ı hakkıyla tanımak ve bilmek zorundayız.

asyanur.info

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yap