Tefekkür

MADDİ VE MÂNEVİ KALP- 2

(Dünden devam)

Maddi kalbin içinde sağ ve sol kulakçıklar ile sağ ve sol karıncıklar vardır. Dokulardan gelen kirlenmiş olan kan sağ kulakçığa akar, sonra üçlü bir kapak sistemiyle sağ karıncığa, oradan da iki damar çıkışıyla akciğere gelir. Nefes aldığımız havadaki oksijen ile vücutta kirlenmiş kandaki karbon maddesi hava keseciklerinde buluştukları zaman, karbondioksit olarak ağız ve burun yoluyla dışarı atılır. Karbonu alınan kan böylece temizlenmiş olur.

Temizlenmiş olan kan sol kulakçığa gelir ve oradan hârika bir sistem ile sol karıncığa geçer. Oradan da yine özel kapaklarla, en büyük ana atardamar olan aort atardamarı ile vücudun her tarafına pompalanır. Kalp kapakçıkları temiz kan pompalanırken kapanır ve kirli kan kalbe dönerken açılır. İlâhi bir düzen içinde de her an gerçekleşen bu muhteşem sistem, aklı bulunan her insanı hayret secdesine kapandırır.

Kalbin dışını çevreleyen perikard zarı, sağ ve sol kulakçık ve karıncıkları ile uçlu kapak, mitral kapak, pulmoner kapak ve aort damarı kapaklarıyla, kalbi besleyen koroner damarı ve çok kuvvetli kas sistemleriyle başlı başına bir mucize olan bu muhteşem sanatı, Yüce Kudretin sahibinden başka şeylere havale etmek ne ilimle ve ne de akıl ve mantık ile izah edilemez. Tabiat ve tesadüf gibi şuursuz şeyler bu hassas sistemlere ve mucize sanata sahip çıkamaz.

Kalbin bu mucize maddi yapısından başka bir de manevi kalp vardır. Bediüzzaman Hazretleri bu manevi kalbe “Hislerin aynası olan vicdan ile fikirlerin aynası olan dimağdan meydana gelen bir lâtife-i Rabbaniyedir.” tarifini yapar. Her ikisinin kalp olarak tanımlanması o lâtifenin, maddi kalbin bedene yaptığı hizmet gibi bir vazife görmesindendir. Yani, fiziki hayatın vesilesi olan kalp, vücudun her tarafına kan pompalar ve maddi hayat devam eder. Kalp sekteye uğrayıp durduğu zaman o insan ölür. Aynı onun gibi, manevi kalp de inkârcılık ile sekteye uğradığı zaman, o insan tıpkı yaşayan bir ölüden farksız hale gelir.

İnsan beyninin sol yarım küresi akıl, mantık, muhakeme gibi hakikatlerin, sağ yarım küresi ise sevgi, merhamet ve şefkat gibi duyguların merkezidir. Her iki yarım küre birbirini tamamladığı, yani akıl ve kalp ittifak ettikleri zaman, o insan gerçek insan olur. Yani, ilimler, göz ve kulak gibi organlar kâinattan Allah’ı tanıttıran delil ve şahitleri getirdiklerinde, o insanın akıl ve kalbi onları tasdik eder. Kalpte iman ateşi parlamaya başlar. Zaten, insanı insan eden sır da imandır. İnkârcılık ise, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.

Kâinatı yaratan Yüce Allah (c.c.), kâinat kitabına tercümanlık yapan Kur’an-ı Kerim’i de göndermiştir. Kâinattan bahseden fenler, insanı Allah inancına götüren bir nevi manevi merdivenlerdir. Bu itibarla, din ile fenler birbiriyle çatışmaz, bilakis birbirini tasdik ve teyit eder. Fen ilimlerine bu açıdan yaklaşılırsa, akıl ve kalp ittihat eder ve onun neticesi de, iman sayesinde insanı gerçek insan eder.

asyanur.info  samicebeci.net (YouTube- Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap