KALP VE LAFZA-İ CELÂL
İman ve İbadet

KALP VE LAFZA-İ CELÂL

İnsanın mahiyetinde fikirlerin aynası olan dimağ ile, hislerin aynası olan vicdandan meydana gelen ve bir lâtife-i Rabbaniye olan kalp, imanın mahalli ve merkezidir.

İman nuruyla aydınlanan bir kalp, bu dünyada sahibine manevi bir cennetin lezzetini tattırdığı gibi, imandan yoksun olan bir kalp de, manevi bir cehennemin azap ve acılarını yaşatır.

Bir hadis-i kudside “Ben göklere ve yere sığmadım ancak mümin kulumun kalbine sığdım.”ferman eden Cenab-ı Hakkın izahına binaen kalbe “Beytullah”denilmiştir. Yani Allah’ın evi.

Sevgili peygamberimiz (asm) “Allah, günde yetmiş defa insan kalbine tecelli eder.”hadisi ile önemli bir hakikate işaret etmektedir. Bundan dolayı, insanın bir hâli diğer hâlini tutmaz. Kâh hüzünlü kâh sevinçli, kâh sıkıntılı Kâh ferahlı hâller hep o tecellinin sonucudur. Böylece Allah, kullarını değişik hâllere giriftar eder ve çeşitli imtihanlardan geçirerek dener.

İmanın merkezi olan kalbi, zikr-i İlâhi ile devamlı diri ve canlı tutmak ve mevcut imanı her an tazelemek lâzımdır. Yoksa, zikirden ve ibadetten mahrum kalan bir kalp, susuz kalmış bir çiçek gibi zamanla solar ve kuruyup gider. Ondandır ki, “İmanınızı Lâ ilâhe illallah ile yenileyin ve tazeleyin.”emriyle, Allah Resulü (asm) çok önemli bir mesaj vermektedir.

İnsanın hem nebati hem hayvani  hem insani hem de imani tabakaları bulunduğunu belirten Bediüzzaman, iman yenilenmesinin muhtelif zamanlarda bu dört tabakada gerçekleştiğini, bazen yirmi dört saatte bu dört tabakada yenilenme olduğunu ifade etmektedir. Evet, insan her gün yeni bir fert sayılır. Zira, her an vücuttaki milyonlarca hücre ölmekte ve yenilen gıdalarla onların yerine milyonlarca yeni hücreler yaratılmaktadır. İmanla nurlandırılmış ölen hücrelerin yerine gelenlerin de nurlandırılması lâzımdır. Bu da ancak zikr-i İlâhi ve onun özü olan ibadetle olur. Aynı şekilde, insanın hayvani duygularını kontrol altına alıp insanileştirmek ve insaniyet mertebesindeki duyguları bir denge altında muhafaza etmek,  iman tabakalarının sürekli yenilenmesi ve terakkisi de, ancak  marifetullah dersleri ve ibadetle mümkündür.

Zikr-i İlâhinin en faziletlisi “Lâilâhe illah”tır. Ondandır ki Sevgili Peygamberimiz (asm) “Ben ve benden önceki peygamberlerin en makbul zikri Lâilâhe illallah idi.”buyurmuştur. Bu itibarla, bir Müslüman Lâilâhe illallah zikrini diline tesbih yapmalı ve onun mânâ ve hakikatlerini ders veren Nur Risaleleriyle kalbini devamlı beslemelidir.

asyanur.info

Yorum Yap