İman ve İbadet

KALP AYAĞIYLA MANEVİ YÜKSELİŞİN USULLERİ- 2

(Dünden devam)

Bahsi geçen usullerle sadece kalp ayağıyla hareket eden, akıl ve ruh, sır ve diğer duygularını ihmal ederek yola gidenler, hakiki marifetullah ve kemâlât-ı insaniye mertebelerinde bir cihette noksan kalırlar. Bunların bir kısmı tam huzuru elde etmek için kâinatın varlığını ya inkâr eder veya yok farz ederler.

Sadece kalp ayağıyla kemâle ermek isteyenlerin noksan kalışlarını Bediüzzaman Hazretleri şöyle izah eder: “Eğer insan yalnız bir kalpten ibâret olsaydı, bütün masivayı (Allah’dan gayrı her şeyi) terk, hatta esma ve sıfatı dahi bırakmak, yalnız Cenab-ı Hakkın zâtına rabt-ı kalp etmek lâzım gelirdi. Fakat, insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letaifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi (duyguları), kendilerine mahsus ayrı ayrı tarik-i ubudiyette (kulluk yolunda), hakikat canibine sevk etmek ile , Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir surette; kalp bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp yalnız kendini kurtarmak için askerlerini bırakıp tek başıyla gitmek, medar-ı iftihar değil, belki netice-i ızdırardır(zararlı bir neticedir). (Sözler s. 804)

Evet, Nur Risalelerinde akıl ve kalbin, ruh ve sair letâifin yardımı ayağıyla hareket ederek, okuyucusunu mânen en yükseklere çıkaran Bediüzzaman Hazretleri, nefsi öldürmek yerine, onu ıslah ve terbiye etmek suretiyle kulluk cihetinde istihdam etmeyi başarmıştır. Böylece, Sahabe mesleğinin bir cilvesini asrımıza taşımıştır.

1911-1914 yılları arasında Van vilâyetinde bulunduğu sıralarda, okuttuğu talebeleri arasından Molla Resül adında bir talebesi Bediüzzaman’a “Bizim buralarda bir söz vardır. ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.’ derler. Biz, seni kendimize üstad bildik, bir şeyhin de elini tutmadık. Fakat, sana da bakıyoruz, ne yaptığın anlaşılmıyor.” der. Bediüzzaman Hazretleri cevap olarak: “Kardeşim! Ben, Sünnet-i Peygamberi içinde bir daire açtım. Siz, sadâkatle bu daireye girin ve orada kalın. Şayet, mahşer günü mahrum kalırsanız, gelin sırtımın yükü olun. Bu inayet-i İlâhiyeye binaen ebedi bir teminattır.” der.

Bu cevabından sonra Bediüzzaman doksan dokuzluk bir tespihi göstererek “Bu imame hakikattir. Buraya ulaşmak için iki yol vardır. Birisi, ilk taneden hemen imameye geçmek gibi, çok kısa ve zahirden hakikate geçmek yoludur. İkincisi ise, her birisi bir tehlikeye misal olan doksan dokuz taneyi dolaşmak tarzıdır. Birinci yol kırk dakikalık ise, ikinci yol kırk günden kırk seneye kadar süren uzun bir çalışmayı gerektirir.” der.

Bu izahlar çerçevesinde Cenab-ı Hak, Risale-i Nur dairesine son nefese kadar sadâkatle girmeyi ve orada kalmayı hepimize ihsan etsin, amin.

aasyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap