İman ve İbadet

KADER İNANCINDA İSTİKAMET-1

Reklam

Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin Cenab-ı Hak tarafından bilinmesi ve Levh-i mahfuzda yazılması anlamına gelen kader, kâinat ve küçük bir kâinat hükmündeki insanın bir nevi programı hükmündedir.

Bir makaleye sığdırılması mümkün olmayan kader meselesini, en ince teferruatına kadar 26. Söz Risalesinde, Bediüzzaman Hazretleri izah ve ispat etmiştir.

Halk arasında sık kullanılan, fakat çok yanlış anlayışları içinde barındıran kader inancı, İslâm tarihi boyunca çok derin tartışmaların meydanı olmuştur.

İlmî ve nazarî değil, hâlî ve vicdanî bir iman esası olan kader, insanı, işlemiş olduğu bir kısım iyiliklerinden dolayı gurur ve övünmekten kurtarmak; irade-i cüz’iye ise, işlediği fenalık ve günahlarına merci olmak için iman esasları arasına girmiştir.

Hayrı ve iyilikleri isteyen Rahmet-i İlâhiye, icat eden Kudret-i Rabbaniyedir. İnsan ise, iman ile, şuur ile, dua ile onlara mazhar olur. Bu itibarla, meydana gelen hasenat ve iyiliklerden dolayı iftihar değil, bilâkis şükür edilmesi gerekir. Şerri ve fenalıkları isteyen, bizzat insanın nefsidir. İmtihan gereği, nefis hiç bir zaman hayır ve iyilik taraftarı değildir. Hep kötülüğü emreder. Bu cihetten, irade-i cüz’iye şerri ve kötülüğü tercih ettiğinde, işlediği fenalıklara merci olur ve mes’uliyet de ona yüklenilir.

Kader inancı, halk arasında sık kullanılan bir hakikattir. Fakat o, mazi ve musibetlerle alâkalıdır ki, hüzün ve ümitsizliğin ilâcıdır. Hem de, çok yanlış inanışlar ve sapık fırkaların itikatları, Ehl-i Sünnet Vel Cemaatin inancı arasına karışmıştır.

Kader, ilmiyle ezelden ebede kadar bütün zamanları ve mekânları kuşatan ve görünen varlık âlemleriyle birlikte, görünmeyen gayb âlemlerini de bilen, hatta yokluk âlemleri bile ilminde bulunan Cenab-ı Hakk’ın, bize göre her şeyi önceden bilmesi ve yazıp programlaması demektir.

İnsanın, irade-i cüz’iyesiyle yaptığı bütün hareket ve fiillerinin sorumluluğu kendine ait olduğu halde, Allah ilmiyle onları bildiğinden, herkesin kaderini önceden yazmıştır. Yani, insanın nasıl bir hayat yaşamasını mecbur tutmak için değil, insanın hür iradesiyle nasıl bir hayat süreceğini bildiği için yazmıştır. Dolayısıyla sorumluluk kaderin değil, bilâkis insanın bizzat kendisine aittir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Reklam

Yorum Yap