IZDIRARÎ VE İHTİYARÎ KADER
Tefekkür

IZDIRARÎ VE İHTİYARÎ KADER

Ezelden ebede kadar bütün zamanları ve mekânları kuşatan ilmiyle, kâinatı nasıl olmasını istediyse öyle plânlayan ve programlayan Cenab-ı Hak, ızdırarî kader denilen ilminin bir nev’iyle, âlemi bir nizam altına almıştır.

Atomlardan güneş sistemine, Samanyolu Galaksisinden bütün kâinata kadar her şeyde ve her yerde görülen nizam, intizam ve âhenk hep kader programının tecellisi ve yansımasıdır.

Kâinatın küçültülmüş bir örneği ve mahlûkatın en şereflisi olan insan âleminde tecelli eden kaderin, hem ızdırarî hem de ihtiyarî iki boyutu vardır. İnsanın şekli, sureti, ait olduğu aile ve milleti, cinsiyeti ve karakteri gibi insanın elinde olmayan ve iradesinin dışında cereyan eden olaylar boyutu olduğu gibi; irade ve ihtiyarıyla tercih ederek yaşadığı bir hayatın ve onunla bağlı olarak meydana gelen olayların da kadere taallûk eden ikinci bir boyutu daha vardır. Buna ihtiyarî kader diyoruz.

İnsanın iradesi dışında vücuda gelen olaylar ve durumlardan insanın sorumluluğu olmadığı ve mükellef tutulmadığı halde, iradesi ile tercih ederek gerçekleştirdiği her türlü fiil ve amellerinden sorumluluğu vardır. Zerre kadar hayır ve şer işlese, onun karşılığını mutlaka görür.

Sebep ve sonuca taallûk eden İlâhî kader, insanın hür iradesiyle nasıl bir hayat yaşayacağını bildiğinden alın yazısını yazar. Fakat, Allah’ın razı olmadığı fiillerin sorumluluğunu insan kendisi yüklenir. Zira Cenab-ı Hak, insanın iradesiyle yaşayacağı bir hayatın nasıl olmasını istediği için değil, insanın nasıl bir hayatı tercih edeceğini bildiği için kaderini yazar. Buna binaen, mesuliyet de insana ait olur. Allah (c.c.) asla kullarına zulmetmez. Ancak kul, kendi iradesinin sonucu olarak kendisine zulmetmiş olur.

Neticeler itibariyle şerden ve çirkinlikten münezzeh olan İlâhî kaderin, illet ve ve sebep itibariyle de zulüm ve çirkinlikten mukaddes olduğunu Bediüzzaman’dan öğreniyoruz: “Kader, hakiki illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zahirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder; kaderin aynı adaletinde  zulme düşer. Meselâ; hâkim seni sirkatle (hırsızlıkla) mahkûm edip hapsetti. Halbuki, sen sarık (hırsız)değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin (cinayetin)var. İşte, Kader-i İlâhi dahi seni o hapisle mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir.” (Sözler s. 428)

İşte bazen, insan zulmü içinde kaderin adaleti böyle anlaşılıyor.

asyanur.info

Yorum Yap