Tefekkür

İŞİTME SİSTEMİNDEKİ MUCİZE YAPI- 2

(Dünden devam)

Yaratılışı ve yapılışı başlı başına bir mucize olan işitme sistemi ve kulak, fazla titreşimlerden, kulak zarının  gelen sesin şiddetine göre gerginliğinin değiştirilip ayarlanması ile korunmaktadır. İnsanın bu hârika tedbirlerden haberi bile olmaz.

Keza; çok önemli bir husus da, kulağa gelen seslerin tek ses olmayıp, bir çok frekansların aynı anda üst üste binerek gelen karmaşık titreşimler olmasıdır. Bu titreşimler, iç kulakta ince bir titreşim analizine tabi tutularak saf sesler tek tek ayrılır, belirlenir, sinir liflerine teslim edilir ve oradan beyne götürülerek idrak edilir.

Bu muhteşem olaylar zinciri ve onun neticesinde gerçekleşen işitme mucizesi hangi sebeplerle ve hangi tabiat ve tesadüfle izah edilebilir? Bir piyanodan on milyon daha küçük olan fakat frekans algısı yüz defa daha geniş olan işitme sistemi, önceden bir plan ve program olmadan nasıl kendi kendine oluşabilir? Bütün canlılara verilen farklı derecelerdeki işitme mekanizması buna kıyas edilsin. Bütün bunlar, Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretine ve sonsuz işitme sıfatına şahitlik etmiyor mu?

Bütün organlarımız gibi, kulak ve işitme nimeti de bir emanettir. Emanet ise, emanet olarak verenin rızası haricinde kullanılmaması gerekir. Eğer, kulak iman ile nurlanır ve kulağı verenin emrinde kullanılırsa, kâinattan gelen mânevi sesleri, lisan-ı hal ile yapılan zikir ve tesbihleri anlar. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi: “Hatta o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını (nağmelerini), bulutların nâralarını (gök gürültülerini), denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkeza. Yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbâni kelamları ve ulvî tesbihatı işitir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalplere hüzünleri ve Rabbâni aşkları intiba ettirmekle kalpleri, ruhları nurâni âlemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle, o ruhları ve kalpleri lezzetlere ve zevklere gark eder.” (İşarât’ül İ’caz s. 78) Aksi takdirde İnkâr ile o kulak tıkandığı zaman, bu nimetlerden mahrum olmakla birlikte, o insanın kalbi hüzün ve kederler ile dolar.

Bu itibarla, İslâm dini bazı sesleri helâl, bazılarını da haram kılmıştır. Bediüzzaman’ın dediği gibi: “Ulvî hüzünleri, Rabbâni aşkları iras eden sesler helâldir. Yetimâne hüzünleri, nefsâni şehevatı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna , vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.”

Evet, emanet olarak verilen kulağı, Emanet Sahibinin izni ve rızası dairesinde kullanmak mümin olmanın gereğidir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap