İman ve İbadet

İMANDAN GELEN CESARET- 2

Reklam

Asırlar boyunca hak dâvâları uğrunda her şeylerini, hatta canlarını bile feda eden İslâm büyükleri gibi; Kâinatın Efendisinin (asm) âhirzamanda son temsilcisi olan Bediüzzaman Hazretleri de, iman ve Kur’an dâvâsı yolunda, bir İslâm fedaisi olarak kâinata meydan okudu. Onu bu yolundan döndürmek, hatta öldürmek isteyenlere karşı “Yüzer milyon kahraman başların feda oldukları kudsi bir hakikate,  bizim başımız dahi feda olsun.” dedi.

Daha ötesi “Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım olsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’an’iyeye feda olan bu başı zındıkaya eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve Kur’an’iyeden vazgeçmem ve geçemem.” diye mahkeme zeminlerinde haykırdı.

Bediüzzaman, zâhiren mahkumken bile hükmediyordu. Çünkü, dâvâsı hak ve hakikate dayanıyordu. İmana ve Kur’an’a hizmet nasıl suç olabilirdi? Temel hak ve hürriyetler çerçevesinde, özellikle fikir ve ifade hürriyeti bağlamında, kanunlara aykırılık söz konusu olmadan yapılan müspet iman hizmeti, ancak alkışlanacak bir durumdu. Bu yüzden, kendisini ve  hizmetini yok etmek isteyen zındıka cereyanına meydan okuyor ve hâkimleri de hukuk ve kanunlara dayanarak iş yapmaya dâvet ediyor ve hukuksuzluğu tanımayacağını söylüyordu.

Evet, meşru ve hukuk zeminlerinde yapılan hak mücadelesi tarih boyunca her zaman galip olmuş, hukuksuzluğa ve kuvvete dayanan zorbalıklar ise, mağlup olarak hem tarih, hem ma’şer-i vicdan, hem de Allah katında mahkum olmuşlardır. Bu itibarla, dâvâ ve hedef doğru olduğu gibi, ona götüren vasıtalar da hem meşru, hem doğru, hem de durulan yer doğru olmalıdır. O zaman zafer hakkın ve hakka inananların olacaktır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersi)

Reklam

Yorum Yap