İman ve İbadet

İMANDAN GELEN CESARET- 1

“Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır.” diyen Bediüzzaman Hazretlerinin tarifine göre İman, Şems-i Ezeliden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir.” (İ. İ’caz s. 74)

Kelâm âlimlerinin en büyüklerinden olan Sa’d-ı Taftazanî de imanı “Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarinin sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur.” diye tarif etmiştir. Allah, manen kaybettiği kullarını, onlardan daha fazla kazanmak istemektedir. Onun için hadis-i kudside mecazi olarak “Kulum bana bir adım yaklaşırsa, ben ona iki adım yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” buyurmuştur. İnsan, iman ve hidayet tarafına adım atmadıktan ve iradesiyle isteyip teşebbüs etmedikten sonra, Sevgili Peygamberimizin (asm) öz amcası Ebu Talip de olsa, iman nimetine mazhar olunamamaktadır. Bu bakımdan kul, iman ve hidayete müşteri olmalıdır ki, Cenab-ı Hak da irade-i Külliyesiyle kulunun kalbine iman hakikatini aşılasın. Öyle ise, imandan nasibi olmayanların kabahati kendilerine aittir.

İman, müspet olan bütün ahlâk ve karakterlerin kaynağı olduğu gibi, güzel ahlâklardan birisi olan cesaretin dahi kaynağıdır. İmandan gelen cesaret, medeni olan cesaretten çok daha üstündür. Sahibini, kâinata meydan okuyabilecek bir cesaret gücüne kavuşturur.

Şehamet-i imaniye olarak ifade edilen imandan gelen cesarete en zirve noktada sahip olan, elbette Kâinatın Efendisi olan Hazret-i Muhammed’dir (asm). Zira O, peygamberlik vazifesi kendisine verildiği zaman, tek başına ortaya atıldı ve müşrik olan bir toplumu tevhid inancına dâvet ederek putlardan vazgeçmelerini istedi. En güzel bir üslupla yaptığı tebliğ vazifesine rağmen, onu bu vazifesinde vazgeçirmeye çalışanlara karşı meydan okudu. Hatta, amcası Ebu Talib’e gelip “Söyle şu yeğenine! Bizi atalarımızın dininden döndürmeye çalışmasın ve putlarımızın aleyhinde konuşmasın. Eğer reis olmak istiyorsa, onu başımıza reis yapalım. Evlenmek istiyorsa, en güzel kızlarımızı verelim. Zengin olmak istiyorsa, Kureyş’in hazinelerini teslim edelim. Şayet bunları kabul etmezse aramızdan çekil, biz onunla kozumuzu paylaşacağız.” dediler. Ebu Talip bu tehditleri Peygamber Efendimize söylediğinde, muazzam bir metanet, dirayet ve cesaretle “Vallahi amca! Sağ elime güneşi, sol elime ayı koysalar, ben bu dâvâdan bir adım geri atamam. Allah’ın izniyle ya bu dini dünyaya hâkim kılarım ya da bu uğurda ölürüm.” diye cevap verdi. Bu kararlı tavır karşısında Ebu Talip vazifesine devam etmesini ve ona olan himayesinin ölünceye kadar devam edeceğini söyledi. İşte, emsalsiz bir cesaret örneği.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)  (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersi)

Reklam

Yorum Yap