İBADET, KÂİNAT VE SOSYAL HAYAT
İman ve İbadet

İBADET, KÂİNAT VE SOSYAL HAYAT

Cenab-ı Hak, kâinatı fıtrat kanunlarıyla mükemmel bir nizam ve intizam altına almıştır. İnsan bir cihette bu kanunların merkezidir.

İnsanın emir ve yasaklara uymaktan ibaret olan ibadetle Allah’a mukabele etmesi, kâinatın devamına sebeptir. Yani Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, Nasıl Hazret-i Muhammed’in (asm) yaratılması bu kâinatın vücuda gelmesine sebepse, Ona gelen Kur’an-ı Kerimdeki İlâhi emirlere itaat edilmesi de, kâinatın devamına sebeptir. Ne zaman yeryüzünde “Allah Allah”diyen kalmaz ve iman ile ibadet eden bulunmazsa, kâinatın devamına da gerek kalmaz. O zaman. Kâinatın Sahibi kıyametle âlemi yıkarak harap eder, cin ve insanların amellerinin hesabını görmek üzere âhiret şeklinde yeniden inşa eder.

İnsan, cüz’i iradesini iman ve ibadet cihetinde kullandığı zaman, bütün Müslümanlara karşı kuvvetli bir münasebet ve bağlılık hisseder. Bu duygular, sarsılmaz bir kardeşlik ve sevgi hissinin doğmasına ve gelişmesine vesiledir. Sosyal hayatın maddi ve manevi alanda ilerlemesinin en önemli vesileleri de, bu kardeşlik ve sevgi duygularıdır. Birbirini iman ve İslâm temelli duygularla sevmeyen, aksine nefret ve düşmanlık hisleri besleyen toplumlar, içi kurtlanmış bir ağaç gibi zamanla çökmeye ve tarih sahnesinden çekilmeye mahkum olmaktan kendilerini kurtaramazlar.

İnsan, kâinat içinde görünmeyecek kadar küçük olan bir dünyada, görünmeyecek kadar küçük toz zerresi gibi bir varlık iken, sayılamayacak kadar kabiliyetler, hisler ve meyiller sahibidir. Ve yüksek bir ruh cevherine maliktir. Sınırsız fikir ve emeller taşıyor. yine sınırsız şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vardır. Öyle bir yaratılışı vardır ki, on sekiz bin âleme fihrist ve bütün nevilerin özeti gibidir. İşte, ibadet bütün bu kabiliyetleri, fikirleri, meyilleri ve emelleri inkişaf ettirir. Yaratılıştan bir sınır konulmamış olan şeheviye ve gadabiye duygularını sınırlandırıp vasat çizgiye getirir. Şahsî kemalâtın nihayetsiz mertebelerinde mesafe kat ettirir. Allah ile kul arasında yüksek bir bağın kurulmasına vesile olur.

İnsana verilen cüz’i iradenin gayesi, insanın Allah’a yaratılış borcu olan ibadeti yerine getirmesi içindir. İbadet, yalnız Allah için yapılır. Bediüzzaman’ın tespitiyle “İbadetin ruhu ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılması ve neticesinde de yalnız Allah rızasının gözetilmesidir. Eğer başka hikmet ve faydalar ibadete sebep gösterilse, o ibadet bâtıldır. Fayda ve hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olmazlar..” Bu hakikatler esas alındığı zaman, irade ve ibadet dengesi kurulmuş olur.

asyanur.info

 

Yorum Yap