Hukukun üstünlüğüne dayanan kanun hâkimiyetinin en önemli unsurlarından birisi eşitliktir. Eğer hukuk önünde eşitlik kaidesi işletilmiyor ve şahıslara göre farklı uygulama yapılıyorsa, orada bir arıza var demektir. Maalesef bu gün bahsi geçen arızayı bir çok cihetlerle görmek mümkündür.

Halbuki, Asr-ı Saadete bakıldığında, kanun önünde eşitliği en mükemmel anlamda görmek mümkündür. Fatıma adında asil ve zengin bir aileye mensup bir kadının, yaptığı hırsızlık yüzünden verilecek cezanın affı için araya girenlere “Vallahi, kızım Fatıma dahi olsaydı aynı kanunu uygulardım. Sizden evvelki ümmetlerin helâkine sebep olan şey, bir suçu bir fakir işlediği zaman hemen cezasının verilmesi, zengin işlediği zaman bağışlamalarıydı.”buyuran Sevgili Peygamberimiz (asm), hukukta eşitlik prensibinin en güzel uygulayıcısı idi.

Keza, Hazret-i Ömer’in (r.a.) bir Hristiyan ile, Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir Yahudi ile eşit şartlarda muhakeme edilmeleri ve karşı tarafın da dâvâlarını kazanmaları, İslâm tarihinin şaheser örnekleridir.

Evet, cumhuriyet tarihi boyunca hâlâ tabu sayılan bir takım ilke ve inkılaplar adına, hukukun üstünlüğüne dayanmayan yasa veya anayasalarla, millete veya hükümete yapılan dayatmaları ve kanun hâkimiyeti adı altında sürdürülen keyfi uygulamaları, elbette doğru tarih yazacak ve sebep olanları maşeri vicdanda mahkûm edecektir.

Hem de asıl Mahkeme-i Kübra olan büyük diriliş meydanında, inceden inceye yapılacak muhakemeler sonucu gerçek kanun hâkimiyeti sağlanacak, Cenab-ı Hak, Hak ismiyle zalimlerin işlediği zulmün cezasını en şiddetli bir şekilde verirken, mü’minlerin de mükâfatını en latif bir tarzda ihsan edecektir.

Bu hayat nasıl olsa geçer, asıl hayat ise, âhiret hayatıdır. Mü’minler için mutlak zafer ve galebe tam anlamıyla orada gerçekleşecektir. Akıbet, takva sahipleri lehinedir. Kısmen dünyada, tamamı ise âhirettedir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)