Siyaset

HÂKİMİYET KİMİN?

Hiç tartışmasız mutlak mânâda hâkimiyet Allah’ındır. Kâinata ve bütün mevcudata hükmeden ve idare eden Odur. İrâde sıfatından gelen yaratılış kanunlarıyla kâinata hükmettiği gibi, kelam sıfatından gelen Kur’an hükümleriyle de insanın fiilerini tanzim eden yalnız Cenab-ı Hak’tır.

Ancak, beşerî bir yönetim biçimi olan ve İslâm dininin getirdiği hak ve hürriyetlerle paralellik arz eden cumhuriyet ve demokrasiyi, beşerî bir din gibi algılayarak, İslâm’ın rakibi gibi görüp kökten reddeden bazı bâtıl mezheplerin imam ve düşünürlerinin görüş ve kanaatleri, Ehl-i Sünnet Vel Cemaat mensuplarını etkilememesi gerekirken, maalesef onlara ait eserlerin tercümeleri ülkemizde de etkili oldu.

“Yöneticiler, icra ve idare işlerinde, Kur’an ve Sünnette beyan edilen şartlarla kayıtlıdır. İslâm’da yasama gücü Allah’a aittir. Hiç kimsede kanun koyuculuk gücü yoktur ve Allah’ın hükmünden başka hiç bir kanun icra mevkiine konulamaz.”diyen bazı imam ve emsallerinin, parlamenter sisteme baş kaldıran karşı fikirleri zihinleri karıştırdı.

Halbuki, asrın sahibi Bediüzzaman Hazretleri ise “Meşrutiyet (demokrasi ve cumhuriyet), ‘Ve işlerde onlarla istişare et. Onların aralarındaki işleri istişare iledir.’ anlamındaki ayetlerin tecellisidir ve meşveret-i şer’iyedir. O vücud-u nuraninin kuvvete bedel, hayatı haktır, kalbi marifettir, lisanı muhabbettir, aklı kanundur, şahıs değil. Evet, meşrutiyet hâkimiyet-i millettir. Esas-ı insaniyet olan cüz’-ü ihtiyarı temin eder, azad eder.” (Münâzarât s. 23)diyerek demokrasiyi tarif eder.

Parlamentonun yasama yetkisini izah ederken de şöyle ifade eder: “Sual: Meclis-i mebusanda Hristiyanlar, Yahudiler vardır, onların reylerinin şeriatta ne kıymeti vardır? Cevap: Evvelâ, meşverette hüküm ekserindir. Ekser ise, Müslümandır, altmıştan fazla ulemadır. Mebus hürdür, hiç bir tesir altında olmamak gerektir. Demek, hâkim İslâm’dır. Saniyen, saati yapmakta veyahut makineyi işletmekte, sanatkâr bir Haço ve Berham’ın reyi muteberdir, şeriat reddetmediği gibi, Meclis-i mebusandaki mesalih-i siyasiye (siyasi maslahatlar) ve menafi-i iktisadiye (İktisadi menfaatler) dahi ekseri bu kabilden olduğundan reddetmemek lâzım gelir. Amma ahkâm ve hukuk ise, zaten tebeddül etmez. Tatbikat ve tercihattır ki, meşverete ihtiyaç gösterir. Mebusların vazifesi, o ahkâm ve hukuku su-i istimal etmemek ve bazı kadı (hâkim) ve müftülerin hilelerine meydan vermemek için bazı kanunları yapmak, etrafına sur etmektir. Aslın tebdiline (değiştirilmesine) gitmek olamaz, gidilse, intihardır.” (Münâzarât s.41)

Netice; hâriç ülkelerdeki radikal insanları ve bir kısım bâtıl mezhep imamlarını değil, asrın manevi sahibini dinlemek, toplum huzurunu temin etmekte sağlam bir kaynak olacaktır.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap