İnsan Ve Toplum

HÂKİMİYET KİMİN ? -1

Son iki yüz yıl içinde vücuda gelen devlet yönetim biçimleri, özellikle cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının insanlık âleminde inkişaf etmesi sonucu; yönetimde halkın hâkimiyetini esas alan sistemlere karşı, İslâm âleminde ciddi tartışmalar başladı.

Millet hâkimiyetine dayanan ve insan aklının ürünü olan demokratik cumhuriyete baş kaldıran ve onu dışlayarak, Allah’ın hâkimiyetini tesis etmek için, İslâm devriminden bahseden teorisyenler türedi. İslâm dinini istibdada müsait zannederek, insanlığa bir takım hak ve hürriyetleri getiren demokrasi yönetimini kökten reddeden ve mevcut durumu değiştirerek, şeriat idaresini kuracağını iddia eden, fakat onun nasıl bir sistem olacağını izah etmekten âciz olanlar yüzünden  kitlelerin huzuru bozuldu. Cepheleşmeler meydana geldi. Yanlış yorumları, yanlış bilgiler takip etti. Radikal fikirlerle zihinler bulandı. Kavramlarda vukua gelen kargaşa, karşılıklı güven ve itimadı sarstı.

Devlet gücünü eline geçiren ve kendilerini lâik olarak tanımlayanlar, lüzumsuz ve haddinden fazla evham ve korkularla, dinini samimi olarak yaşamaya çalışanları  sıkıntıya soktu. Devlet ve millet kaynaşması baltalandı. İslâm dini irtica ile karıştırıldı.

İşte, bütün bu kargaşaların ve güven bunalımlarının olmaması için, asrın manevi sahibini ve son müceddit Bediüzzaman Hazretlerini dinlemek ve onun ortaya koyduğu, Kur’an ve Sünnete dayalı ölçülere kulak vermek gerekirken; hâriç ülkelerdeki radikal  fikirli teorisyenlerin sözlerine itibar edilmesi, kargaşayı daha da hızlandırdı.

Evet, hiç tartışmasız mutlak mânâda hâkimiyet Allah’ındır. Kâinata ve bütün mevcudata hükmeden ve idare eden Odur. İrade sıfatından gelen fıtrat kanunlarıyla kâinata hükmettiği gibi, kelâm sıfatından gelen  Kur’an’ın hükümleriyle de, insanın fiillerini tanzim eden yine Allah’dır. Fakat, Kur’an-ı Kerim’de devlet yönetim biçimi olarak kesin sınırları çizilmiş, adı ve modeli tarif edilmiş bir usulü mecbur etmeyen Cenab-ı Hak, insanları o noktada hür ve serbest bırakmış ve irade-i cüz’iyelerine havale etmiştir.

Ana prensip olarak adaleti, meşvereti, hukukun üstünlüğüne dayalı kanun hâkimiyetini ve emânet olan devlet işlerini ehline vermeyi emreden Allah, teferruat ve tatbikatı insanlara bırakmıştır. Dört halife dönemindeki uygulamalar da, insanlığa örnek olmuştur. O uygulamalar da, adı konmamış dindar bir cumhuriyet modelidir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları)

Yorum Yap