Hatıralar Geçidi Risale-i Nur Hizmeti

HAC YOLCULUĞUMUZ BAŞLADI (HATIRALAR GEÇİDİ- 51)

Reklam

Bütün işlemlerimiz tamamlandıktan sonra, nihayet 11 Nisan 1994 tarihinde, Esenboğa Hava alanında ihramlarımızı giyip havalandık. Üç saat on beş dakika sonra Cidde hava alanına indik. Pasaport işlemleri uzun bir bekleyişten sonra bitti ve otobüslerle Mekke-i Mükerreme’ye doğru yola koyulduk. Yetmiş kilometre mesafeyi bir saatte kat ederek Mekke’ye ulaştık. Şişe Hastahanesi yakınındaki şirketin oteline yerleştik.

O zamanın şartlarında yedi sekiz kişilik gruplar halinde, hanımlar ve erkekler ayrı odalara taksim edildik. İlk işimiz eşlerimizle birlikte servis araçlarına binerek Kâbe-i Muazzama’yı tavaf edip, sa’y etmek suretiyle umre vazifemizi yerine getirmek oldu. Bizim hanım muradına ermişti. Kayın peder ilk Hacca gidişinde kayın valideyi götüremediği için, uzun yıllar beklemek zorunda kalmıştı. Bunun tecrübesine sahip olan eşim “Beni de götürmezsen, sen de gitmemelisin.” diyordu. 1993 yılında kara yolunu birlikte denemiş fakat olmamıştı. İşte, şimdi birlikte Mekke’de idik. Umre ibadetimizi tamamlamıştık. Ona sanki bunlar hayal gibi geliyordu. Arafat’a çıkma zamanına kadar Bediüzzaman Hazretlerinin, annem, babam, dedem ve babaannem niyetine bir çok defalar umre yaptık, elhamdülillah.

Bu arada, İstanbul grubu da gelip aynı otele yerleşmişti. İstanbul grubunun Hocası Hafız İsmail Ağabeydi. Merhumun çok güzel bir sesi ve makamı vardı. Mısırlı Hafız Mustafa İsmail gibi okuyordu. Mekke’de kaldığımız günler boyunca, Mektubat kitabından Mucizat-ı Ahmediye’yi (asm) okumaya başladık. Her öğle namazının arkasından namaz dersi olarak onu takip ediyorduk. Çok feyizli dersler oluyordu. Derslerin sonunda Hafız İsmail Ağabeyin verdiği Kur’an ziyafetini dinlemeye doyum olmuyordu.

Vakit namazlarını sürekli Kâbe-i Muazzama’da kılmanın verdiği feyiz ve huzur hâli anlatılacak gibi değildi. Hacer-ül Esved’i öpmek için meydana gelen itiş kakışın bile ayrı bir tadı vardı. Neredeyse hiç boş vaktimiz yoktu. uyku ise, üç dört saati geçmiyordu. Nihayet, Arafat’a çıkma zamanı geldi ve otobüslerle hareket ettik. Geceyi Arafat’ta çadırlarda geçirip, ertesi günü ikindi namazından sonra vakfeye durup, insan seli halinde Müzdelife’ye geçtik. Bir miktar istirahatten sonra, sabah namazı ve vakfeyi müteakip Mina’ya hareket ettik. Üç milyona yakın insan sel gibi akıyordu. Biraz zahmetli olan şeytan taşlamadan sonra, Kâbe’yi tavaf, kurbanların kesildiği haberi gelince de tıraştan sonra Hacı olmuştuk.

Gözyaşları içinde veda tavafını da yaptıktan sonra, Medine-i Münevvere yoluna hareket ettik. Gerçekten, Kâbe-i Muazzama’dan ayrılmak çok zor oldu. O, Beytullah’dı. Siyah örtüsünün altında ebedi bir nur parlıyordu. İnsan gözündeki görmeyi sağlayan  siyah göz bebeği gibi idi. Oradan, sanki âhiretin ebedi Cennet bağları ve sarayları görünüyordu. Tekrar tekrar kavuşmak dileğiyle ne kadar çok dualar ettik… (Devamı yarın)

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile canlı Risale-i Nur dersleri)

 

Reklam

Yorum Yap