Siyaset

CUMHURİYET Mİ YOKSA RESMİ İDEOLOJİ Mİ?- 2

(Dünden devam)

Kemalizm olarak da ifade edilen resmi ideolojiye gelince, o kendi başına bir doktrin, bir felsefe veya bir ideoloji değildir. Oportünist ve pragmatist bir yaklaşımla fırsatları değerlendirme biçimidir. İnkâr-ı uluhiyetten gelen bir cür’etle, muasır milletler seviyesine çıkma adına bir milletin bin yıllık geçmişi ve dini ile ilgili bütün değer yargılarını değiştirme eylemidir.

Hal böyle olunca, cumhuriyetçilik ilkesi, göstermelikten öteye geçmemektedir. Bu gün Kemalizme taraftar olduğunu söyleyenler bile, ilke ve inkılapları savunmakta zorlanıyorlar ve bir sürü tevillerle vaziyeti kurtarmaya çalışıyorlar.

Evet, cumhuriyet kurulduktan sonra 1950 yılına kadar demokrasi yoktur. Din ve vicdan hürriyeti yoktur. Muhalefet hakkı yoktur. Bir çok insani temel haklar yoktur. Lâiklik ise, din düşmanlığı olarak anlaşılmakta ve dindarları ezme aracı olarak uygulanmaktadır. Dehşetli bir istibdad-ı mutlak, cumhuriyet adı altında millete tatbik edilmektedir.

Din tedrisatı tahsil edilen kurumlar kapatılmakta, Allah adının anıldığı mekânlar yasaklanmakta, Kur’an ve Ezanla uğraşılmakta, milletin kılık ve kıyafeti kanun adı altındaki keyfi uygulamalarla değiştirilmek istenmekte, hülâsa tepeden gelen dayatmalarla milletin etrafında çelikten bir kafes örülmektedir.

İşte, böylesine baskıcı bir resmi rejimin Kemalizm adına tatbike konduğu ve bir tek dinî eserin yazılmasına izin verilmediği, insanlık tarihinin emsalini görmediği ve Kıyamet alâmetleri olarak bilinen dehşetli bir fitneler devrinde; her türlü tehlikeyi, işkence, zehirlenme ve hapishaneleri, hatta idam edilmeyi bile göze alarak telif ettiği Risale-i Nur tefsirleriyle, ehl-i imanın imanını muhafazaya çalışan ve âdeta tek başına muhalefet vazifesini üstlenerek, yapılan yanlışlara  fikren ve ilmen karşı koyup, hakka ve doğruya dâvet yapan Bediüzzaman Hazretleri, o günlerde icra edilen resmi ideolojinin iç yüzünü şöyle tespit ediyordu: “İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet nâmını vermekle, sefahet-i mutlaka medeniyet nâmını takmakla, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla ve cebr-i keyfi-i küfriye kanun nâmını vermekle” hem adliyenin iğfal edilip yanıltıldığını, hem de kendisinin ve talebelerinin sıkıntıya düşmesine sebep olunduğunu söylüyordu.

Evet, gerçek anlamda demokratik bir cumhuriyetin etrafında toplanmaya kimsenin bir itirazı olmaz ve olmamalıdır. Fakat ne olduğu ve nasıl uygulandığı bilinen ve çeşitli kesimlerce istismar edilerek dünya menfaatlerine alet edilen resmi ideolojiye, cumhuriyet adı verilip onunla eş değer göstererek, milleti onun etrafında toplamak mümkün değildir.

Hülâsa; din ile barışık demokratik bir cumhuriyete evet fakat yanlış olan her şeye elbette ilmen ve fikren hayır demek aklın ve vicdanın gereğidir.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube-Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale- i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap