Anadolu Seyahat Notları

BURSA İLİNİN MADDİ VE MÂNEVİ SULTANLARI- 2 (GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…)

(Dünden devam)

Damadı olan Emir Sultanın büyük bir makamda olduğunu öğrenen Yıldırım Beyazıt, adamış olduğu Ulu Caminin yapımı tamamlandıktan sonra açılışını Emir Sultana yaptırmak ister. Fakat o, Bursa’da kendinden daha büyük birisi olduğunu söyler ve Somuncu Babayı tarif eder.

Somuncu Baba, içine ancak on ya da on beş ekmek hamuru sığan küçücük fırınından, akşama kadar fakir ahaliye ekmek dağıtmaktadır. Bir Cuma günü, yapılan davet üzerine Ulu Camiye gelir ve Fatiha-i Şerife’nin yedi farklı açıdan tefsirini halka vaaz olarak ders verir. Açılışta, Başta Emir Sultan, Üftade Hazretleri, Yıldırım Beyazıt ve diğer devlet erkânı da hazır bulunur.

Cami çıkışında, caminin üç kapısında halk Somuncu Baba ile  görüşüp musafaha ettiğini söyleyince kerameti açığa çıkar. Bu hadise üzerine Emir Sultana “Sen bizi ifşa ettin. Artık ben burada kalamam.” diyen ihlâs kahramanı Somuncu Baba, kısa zamanda Bursa’yı terk eder. Bir rivayete göre Aksaray’a , bir diğer rivayete göre de Malatya’nın Darende ilçesine yerleşir. İrşat hizmetleri ile meşgul olarak nihayet orada vefat eder.

Üftade Hazretleri ise, Ulu Cami’de fahri olarak müezzinlik yapan bir gizli evliya idi. Ezan okurken, etraftaki kuşlar minareye toplanır, şerefeye ve onun omzuna konarak ezanı dinlerlerdi. Cami etrafındaki esnaflar ve vazife yapan imamlar da ona aylık maaş vermeyi teklif ederler fakat o kabul etmez. Bir zaman sonra, ihtiyaçtan dolayı teklif edilen maaşı bir defaya mahsus olarak kabul eder. Bu olaydan sonra, ezan vaktinde kuşların hiç biri gelmez olur. Bunun üzerine “Ben üftade oldum! Ben üftade oldum!” diye bağırarak minareden aşağıya iner. Üftade, Farsça bir kelimedir. Yükseklerden aşağılara düşmek demektir. Müezzinliği terk ederek, Bursa dağlarının yamaçlarından birisinde tekkesini kurar ve inzivaya çekilir. Bundan sonra, tekrar eski yüksek makamına ve daha ilerisine kavuşur.

Bu olaylar yaşanırken, Bursa kadısı yani hâkimi olan Mahmut Hüdai atıyla Üftade Hazretlerini ziyarete giderek, kendisine mürit olmak ister. Ancak, bir yere geldiğinde at şahlanır ve ön ayakları granit gibi sert bir taşa saplanır ve daha öteye gidemez. Emekleyerek yamaçtaki tekkeye tırmanan hâkime “Senin gibi adaletli zatlara Bursa’nın ihtiyacı var.” diyen Üftade Hazretleri onu kabul etmez. Fakat, çok ısrarı karşısında verdiği emirlere itirazsız itaat etmek şartıyla kabul eder. Hâkimlikten istifa eden Mahmut Hüdai’nin işi, Bursa sokaklarında ciğer satmak ve tekkenin tuvaletini temizlemektir.

Bursa’ya yeni tayin olan vali ve boşalan hâkimlik koltuğu için tören yapıldığı sırada, tuvalet temizlemekle meşgul olan Mahmut Hüdai’nin kalbinde pişmanlık duygusu belirir. Bir anlık gafletten kurtulunca, sakalıyla temizliğe devam eder ve nefsinin burnunu yerlere sürter. O esnada bir el omzuna dokunur ve “Bu kadar yeter Hüdai!” der. Bakar ki, şeyhi Üftade Hazretleridir. Bu hadiseden sonra şeyhinin en yakın müridi olur. Sobasını yakar, abdest suyunu ısıtır. Bir gün aniden abdest suyu isteyen şeyhine, ısıtmak için imkân ve zaman bulamayan Mahmmut Hüdai, ibriği koynuna sokar ve titreyerek vücut ısısıyla suyu ısıtmaya çalışır. Soğuk kış gününde şeyhinin eline suyu dökerken, sıcacık sudan çıkan buharları gören Üftade Hazretleri “Oğlum, sen bu suyu neyle ısıttın? “diye sorar. “Gönül ateşiyle şeyhim.” diye cevap verir. Bundan sonra Mahmut Hüdai’nin imtihanı biter ve önce Sivrihisar’a mürşit olarak gönderilir ve daha sonra İstanbul’un Üsküdar semtine intikal eder. Böylece, herkesin bildiği Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri olur.

Kalabalık bir grup ile Bursa’yı ziyaretimizde, bahsi geçen tarihi hadiseleri anlatan Ramazan Oruç kardeşimizden çok şeyler öğrenmiş olduk. Kendisinden Allah ebediyen razı olsun, amin.

asyanur.info  samicebeci.net  (YouTube-Sami Cebeci videoları) (YouTube- Sami Cebeci ile her akşam canlı Risale-i Nur dersleri)

Reklam

Yorum Yap